<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613</id><updated>2012-02-12T02:23:14.228-08:00</updated><title type='text'>HATİCE ÜZGÜL</title><subtitle type='html'>Kısa Kısa Hikayelerim Vaarrrr!.. Hi-ka-ye!</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>50</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-3018287187684309284</id><published>2012-02-12T02:22:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T02:23:14.235-08:00</updated><title type='text'>BEN BU YÜZDEN EVLENMEDİM!</title><content type='html'>Aşktan kaçma konusunda çok iyiyimdir ancak; şimdiye kadar elinden hiç kurtulamadım. Yanlış zamanda yanlış insan ve yanlış gözyaşı… Bermuda Şeytan Üçgeni’nin iç açılarının, alnımda izdüşümü olduğundan şüpheleniyorum. Böyle alın yazısı başka yerde bulunamaz! Kalbime giren herkes, zengin kalkışıyla hayatımdan yok olma mecburiyetinde!... Promosyon olarak, gecelerimin vazgeçilmez can acıları… Kaderin sadist olmadığını kim söyledi? Özlerken ayrılığın provasını yapmayı ben ondan öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes ‘Olmaz’ olmak için hayatıma girdi. Kimisi ben âşık olduktan sonra imkânsızlaştı, kimisi zaten taşı ayıklanmamış pirinç pilavı gibiydi. Birine aşkım demeden önce, o kişiye ‘imkânsızım’ demeyi ezberledim. A4 kağıda arabesk fon yaratma derdinde değilim. Hayat hikâyeme abartma tozu katıp, kendi kendime de acımam. O yüzden, yazdığımı yazdığım gibi bilin. Altında buzağı aramayın. Buyruklu yalanları sadece aşıklarıma söyledim ben: “Seni istemiyorum, git!”, “Biz sadece arkadaşız, beni unut!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yaşadığımı merak ettiniz değil mi? İşin dedikodu kısmına takılmayın lütfen! Başlama vuruşu yapılmadan hakemin kırmızı kart göstermesi, soğanların hepsi doğranmışken ocaktaki gazın kesilmesi, bilgisayar oyununda tarihi rekor kıracakken laptopun şarjının bitmesi örneklerini vereyim, şimdilik yeter. Size bütün hayat hikâyemi anlatsam bile, çıkarımda bulunamayacağınız gerçekleri açıklıyorum işte! Acımaya da gerek yok! Platonik sevmedim ben. İçimdeki hisler karşılıksız olmadı. Sadece ben karşılığını veremedim, feleğin attığı sillelere. Kaderden rövanş alınmıyo ne de olsa… Olduğu gibi kabullenme alışkanlığının getirdiği acılar ise, büyük oluyo. Işığın pervaneyi çektiği gibi çektim aşklarımı, sonra oturup ateşimde yanmalarını seyrettim. Peki ateş mi daha çok yanar, yoksa yaktığı mı? Kimi sevsem, neyi dilesem, neyden zevk alsam açmadan solan çiçekler gibi büzüşüp kaldılar elimde. Ölümden değil kaderden korkmak lazım. İşime de âşık olmuştum ben... Aileme de, İstanbul’a da… Bir iki erkeğe de… Onlar da bana…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne mi oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çölde eline matara verilen ama mataranın boş olduğunu fark eden bedevinin hayalkırıklığıyla; parası için evlendiği ihtiyarın iflas ettiğini düğün gecesi öğrenen Miss World’ün ızdırabını harmanladım kalbimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik bir de hiç sevemediklerim çıktı önüme! Güldeki dikenleri görüp, kendini gülle bir tutan kaktüslerle karşılaştım. Şehvet naniğine aşk çağrısı diyen, demo insanlarla tanıştım. Meğer ne çok dertleri varmış, her gün değişen (!) Meğer ne çok severlermiş, her gün başka birini (!) Ben de olur muymuşum onlardan biri? Tanır mıymışım medeniyeti? Kâfiyesi bile kulağa hoş gelmiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun lafın kısası: Sırtında şeker taşırken, hep ot yemek zorunda kalan eşekler gibi… Evine haciz gelmiş darphane memuru gibi… Düblaj yaparken hıçkırık tutan ses dublörü gibi… Beyin ölümü gerçekleşmiş birine kalp masajı yapan doktor gibi… Sokak röportajına çıkıp mikrofonu kekemeye uzatan haberci gibi… Hep karavanaya atmak yaşam tarzım oldu çıktı. İşte bu yüzden evlenmedim dersem beni anlar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Hikâye Atölyesİ)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-3018287187684309284?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/3018287187684309284/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=3018287187684309284' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/3018287187684309284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/3018287187684309284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2012/02/ben-bu-yuzden-evlenmedim.html' title='BEN BU YÜZDEN EVLENMEDİM!'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-9191966461201944193</id><published>2012-02-12T02:19:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T02:21:39.708-08:00</updated><title type='text'>ANAHTAR VE KAPI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;1. Anahtar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler benim anahtarımdır. Doğru anahtarlarla beyninizin içinde kapılar açar, zihninizde gezer, sizi hipnotize ederim. Öyle cümleler kurarım ki en kuytu zaaflarınıza bile seslenir, egonuzla oyuncak gibi oynar, hayallerinizi değiştiririm. Hatta ne hayal kurmanız gerektiği konusunda bile söz hakkım vardır. Şimdiye kadar birçok insanın yıllarca biriktirdiği parayı boş yere harcatıp, hatta hiç yaşayamacakları idealleri uğruna birikim yapmalarına engel oldum. Kredi kartınızın limiti yeterse, size “yeni” tutkular yaratabilirim! Bununla beraber her yeniyi eskitir, peşinden koşacağınız başka bir tutku oluşturmak için kelimeler üretmeye devam ederim. Çünkü bu benim işim. Ben reklam yazarıyım. Fareli köyünüzün kavalcısıyım. Ben sizi kelimelerle büyüleyen, markalara esir eden kişiyim.&lt;br /&gt;Bu tanımlar size abartılı mı geldi? Peki o zaman, size düşünmeniz için birkaç soru:&lt;br /&gt;İşten güçten evlenmeye fırsat bulamamış geçkin bir bayan düşünün. Amirinin baskısı altında, stresli bir çalışma hayatı içinde, her gün kovulma korkusuyla yaşıyor. Diline bir nakarat takılmış: “Çocuk da yaparım kariyer de” diyor. Çünkü böyle düşünmeye ve hissetmeye ihtiyacı var. Soru şu: Daha pahalı olsa bile, markete gittiğinde sizce hangi markayı alır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size kocakarı ilaçlarına inanmayın diyen kozmetik firmaları, “tamamen doğal” kremleri aktarınızın kaç katı fiyatına satıyor?&lt;br /&gt;Dürüst olun. O reklamdaki kızın saçlarına ulaşabilmek için kaç kez şampuan değiştirdiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahları güne “Form yiyim formda kalayım.” düşüncesiyle başlayan, akşamı kocaman bir Amerikan hamburgeriyle bitiren kişi sayısı hakkında fikriniz var mı? Benim aynı gün içinde önce form sloganını, hemen ardından doyurucu hamburger ilanını yaptığımı biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala abarttığımı düşünüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk saniyelik kısa filmler beyninizi yıkamam için yeter bana. Siz farkında bile olmazsınız. Birkaç ay sonra reklam filminin görüntülerini ve detaylarını unutabilirsiniz ama benim kelimelerim zihninizde yer eder. “Çakar çakmaz çakan çakmak”, “Bira bu kapağın altında”, “Pardon pardon burası Yapı Kredi değil mi?” gibi anahtarlar kapıyı bir kere açmıştır bile…&lt;br /&gt;Doğru anahtarı oluşturmak için doğru kelime ve doğru kullanım gerekir. Mesela, rica minnetle işim olmaz benim. Size emrederim.&lt;br /&gt;“Hemen ara, bu fırsatı kaçırma!”&lt;br /&gt;“İç, ışığını yansıt!”&lt;br /&gt;“Katıl, farklı ol!”&lt;br /&gt;“Kullan, güzelleş!”&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi size fikrinizi soran yok. Çünkü, doğru anahtarın açamayacağı kapı yok. Ben kelimelerin gücünü mesleğimden, saygınlığını edebiyattan öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Kapı:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki elinize anahtarı aldınız sıra kapıyı açmaya geldi. Hangi anahtarın hangi kapıya uyacağını bilmeniz gerekir. Burada mesleki tespitlerimden çıkıp, edebiyata değinmek istiyorum. Gücün, saygınlığa dönüşme noktası burası. İlk bölümde bana sinirlendiyseniz bile, şimdi gevşeyip arkanıza yaslanabilirsiniz. Çünkü size doğru kelimeleri nasıl bulduğumun ve onları nasıl kullandığımın sırrını vereceğim. Hazır mısınız? İşte sırrım; okuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar basit! İnsanları, olayları, durumları, hisleri kitap gibi okuyorum. Doğru okuyan biri için doğru yazmak, kopya çekmek kadar kolaydır. Hayatta boş bir sayfa olan hiçkimse yoktur. Ölüler dahi üzerlerinde kütüphaneler dolusu kelimelerle defnedilirler. Siz farkında olmayabilirsiniz ama, üzerinizde kelimelerden kıyafetler var. Kimi bir kitap gibi dolaşır, kimi broşür, kimi de not defteri gibi… Ancak herkesin cümleleri üzerinden akar, evrene ve boşluğa karışır, orada arşivlenir. Bana ise sadece okumak kalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden size tavsiyem; okuyabildiğiniz kadar çok insan, durum, olay okuyun. Tek kalıp yaşayıp, tek kalıp düşünen, tek kalıp insanlarla iletişime geçen biri misiniz? O zaman bence en fazla bir tane güzel kitap çıkarırsınız, diğer yazdıklarınızsa onun bir benzeri olmaktan öteye gidemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu unutmayın. Hayatta milyonlarca insan var.&lt;br /&gt;“Bence böyle bir insan yoktur.” demek, ben öyle insanlarla tanışmadım demektir.&lt;br /&gt;“Bence liseli bir kız, aşk karşısında böyle bir cümle kuramaz!” demek, aşkı bu yaşımda hala algılayamadım demektir.&lt;br /&gt;Hele hele “Bir insan böyle ölemez.” diyorsanız, Taksim karakolunda polislere gelen ihbarları dinlemek için bir geceyi onlarla geçirmeniz yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, kelime peşinde mi koşuyorsunuz? En uygun cümle nereden çıkar diye mi bakıyorsunuz? Kaleminiz tutukluk mu yapıyor? Kopya çekin. İnsanların üzerine ceket, etek pantolon gibi giyindikleri o kadar çok kelime, uğruna savaştıkları o kadar çok cümle var ki! Silginin varlığından habersiz, sayfalarca kurşun kalem iziyle dolaşıyor herkes. Siz yeter ki, bu kişi benim dünyama ait değil, diyerek kimseye yüz çevirmeyin. Kimseyi dışlamadan, hayatlarına bir bakış atın. Farklı biri karşınıza çıktığında, yazmaya değer birinin varlığı karşısında sevinin. O kişiye değil, metinlerinize ahlaki yapınızı aksettirin. Yoksa kendi hikayenizden başkasını yazamaz, kendi kelimelerinizin dışına çıkamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Hoş geldin ya da güle güle!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Empati. İşte ben böyle kelime devşirip, sergiliyorum. Çevredeki cümleleri çalıp, kendi çerçeveme oturtup, okuyucuya yansıtıyorum. Bu arada kendi üzerime sürekli yeni kelimeler giyinmeyi de ihmal etmiyorum. Ama şunu unutmayın, benim üzerimdeki cümleleri doğru(!) okuyamazsanız, kendi cümlelerinizle yine başbaşa kalırsınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-9191966461201944193?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/9191966461201944193/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=9191966461201944193' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/9191966461201944193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/9191966461201944193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2012/02/anahtar-ve-kapi.html' title='ANAHTAR VE KAPI'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-6804125135519557373</id><published>2012-02-12T02:16:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T02:18:19.392-08:00</updated><title type='text'>BUYRUN BENİM</title><content type='html'>Denemeyi denemek de ayrı bir deneyim olacak benim için. Kusura bakmayın, öncelikle kendimi tanıştırmalıydım. Ben, Duygusal. Aşk doğumluyum. Deneyimlerimin yaşındayım. Fakat, eğitimimi henüz tamamlamadım. Hayat okulunda sınav vermekteyim. Bu okulda hissettiğim kadar inanır, inandığım kadar yaşar, yaşadığım gibi ölürüm. Ölümüm mezuniyetimdir benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hep rüya görürüm, uyandığımda kabus… Hiç çekici değildir böylesi can çekişmek. Bir oradadır ruhum, bir burada… Kimisi yalanlarını gerçekleştirmek ister, kimisi hayallerini, bense rüyalarımı gerçekleştirmek isterim. Benimle akran dertlerim, pusulasını şaşırmış burnumun diki varken; firari fikirlerim aklımın yeliyle uçuşurken, bu hayatın en acı gerçeği yalanken, siz anneninizin beşiğini tıngır mıngır sallerken, uçuşan pirelerimi bedenimle bırakır, ruhumu alır çeker giderim. Gider de siyah atımla dört nala koşarım, evcil aslanımı kedi gibi okşar severim, kocaman balinamla sonsuzluk denizinde yüzerim, emrime amade 6 kurdumla düşmanı kovar, benimle konuşan gezegenlere seyahat ederim. Sonra gelir, bedenime anlatırım yaşadıklarımı, sabaha karşı! O bunları birer masal gibi dinler, rüya der geçer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandığımda, “gerçek”lere saplı, tavizsiz bir dünya karşılar beni. Eşyaların sevildiği, insanların kullanıldığı bir kabus başlar böylece. Ağaçlar konuşmaz, kuşlarla uçulmaz bu dünyada… Gözyaşlarıma baraj kurasım gelir. Hayalgücüm kadar kırılgan, duygusallığım kadar zayıf ve savunmasızımdır. Sürekli verdiğim için alınırım, hatta dost dediklerim tarafından satılırım. Güvenir aldatılır, çalışır kovulurum. Doğru söyler, dinlenmem, bakar gösteremem. İsyan deseniz, hiç edemem. Sadece uyur ve terk ederim bu dünyayı! Bir gün başarıyla mezun olabilmek umuduyla, sınavdan sınava koşaaaarrrr dururum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle… Ben ya rüya görürüm ya da kabus. Tek gerçeğim, ne hissettiğimdir. Tek bildiğim, yine ne hissettiğimdir. Bütün işim gücüm sınavıma çalışmaktır. Sizin rüya dediğiniz alemle, benim kabus dediğim dünyadan notlar alırım kendime. Hoca nereden soracak bilmem, korkarım; sadece korktuğumu bilirim. Sizi de korkutmak gibi olmasın ama, rüyayı burada mı görüyorum, orada mı görüyorum bunu bile bilmiyorum!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Hikâye Atölyesi 01.12.2011 Ankara)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-6804125135519557373?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/6804125135519557373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=6804125135519557373' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/6804125135519557373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/6804125135519557373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2012/02/buyrun-benim.html' title='BUYRUN BENİM'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-9112949804939009532</id><published>2012-02-12T02:08:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T02:11:59.995-08:00</updated><title type='text'>PLATONİK ÖZLEM</title><content type='html'>&lt;em&gt;...Siz hiç aşkın bedeninde ışıldadığı bir kadın gördünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın aşkı hayata geliş amacını tamamlamış gibi, sadece bunun için var olmuş gibi yaşar. Öylesine bir güçtür ki bu onun için, bir zırh gibi çevreler benliğini. Kadın aşkla kıymet kazanır, güzel olur, ulaşılmaz durur, biricikliği tadar. Aşk, kadının başarısıdır ve o başarısını bir ömür boyu yaşatmak ister.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayfer kitaptan başını kaldırdı. Okuduğu paragrafla gözleri dolmuştu. Oysa birisi çıkıp, ‘Ne okudun Ayfer?’, diye soracak olsa cümleleri hatırlamıyordu. Zaten o an düşündüğü şey de kitap değildi. İçinden bir ses “Kalk” dedi sanki “Git odaya, orada bulacaksın.” O da kalktı gerçekten, hole yöneldi. Bastırmaya başlayan akşam karanlığına inat, bütün ışıkları açarak ilerledi. Salondan çıkmak için attığı her adım, sanki kendisini yirmi yıl önceye taşıyordu. Bir zaman tünelinden geçer gibi geçti holden. Bir an geldi, kendisini yirmi üç yaşındaki kadar genç ve güzel hissetti. Adımlarını ve vücudunun duruşunu değiştirdi. Üzerindeki yeleği çıkardı, saçlarını açtı ve odaya geldiğinde aynaya hiç bakmadı. İşgüzar aynanın onun kırk üç yaşında olduğunu hatırlatmasına gerek yoktu. Şu an kendini gençliğindeki kadar alımlı hissediyordu, bu hissine uygun hareketlerle giyinme odasındaki dolabı açtı. Onu bekleyen beyaz kutu oradaydı. Tıpkı zihni gibi, o da bembeyaz aşkının anılarıyla doluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutuyu alıp yatağa oturdu. Yavaşça kapağını kaldırdı. Bir sürü mektup, kurutulmuş çiçekler, hediye anahtarlık… Ve yirmi beş yaşındaki yakışıklı sevgilisinin fotoğrafları… Bir anda hıçkırırcasına güldü ve işte o zaman ağlamaya çoktan hazır gözlerindeki yaşlar aktı. Önce, bir fotoğrafı aldı uzun uzun baktı, göğsüne bastırdı, öptü de öptü… Sonra, bir mektubu açtı ve zaten ezbere bildiği satırları yeniden okudu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Seni ilk gördüğüm andan itibaren seviyorum. İçimde ılık bir rüzgâr gibi esiyor sözcüklerin. Bakışların kalbimde bir resim gibi sabitleniyor, anı olup her dakikamda bana ışık veriyor. Ellerini tuttuğum zaman, kendi ellerimi sanki ilk kez hissediyorum.&lt;br /&gt;Ben kendimi sende buluyorum Ayfer!&lt;br /&gt;Sonra yine sende kayboluyorum!&lt;br /&gt;Seni hissetmek, her şeyi kaybetmek gibi… Her şeyi uğruna tek kalemde feda etmek gibi… Sadece sen gidince tekrar etrafımı sarıyor öteki sesler. Sadece sen yokken duyuyorum kuşların kanat seslerini, fark ediyorum zamanın akışını...&lt;br /&gt;Ama bir de yanımda sen varsan, ben bile yok gibiyim Ayfer”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir ses:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ayfer?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrkildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalktı, toparlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşten eve dönen Cevdet odaya girene kadar, Ayfer hızlıca kendine çeki düzen verdi. Kocası yanına oturduğunda, beyaz kutu hala yatağın üzerindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nasılsın hayatım?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyiyim, nasıl geçti günün?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesine sorulan birkaç soru ve verilen birkaç cevap, fazla vakitlerini almadı. Cevdet Ayfer’in yanağına bir öpücük kondurdu, ceketini çıkarıp beyaz kutunun üzerine attı ve banyoya girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayfer’e düşen sessizce kalkmak, hem ceketi hem de kutuyu yerine yerleştirmek oldu. Birlikte akşam yemeğini yediler, biraz televizyon izleyip uyudular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Ayfer kutudan başka bir mektup çıkardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Senden başka her şey hayal gibi… Rüya gibi… Aşkın kölesi misali, kurban ettim sana yüreğimi, ellerimi, kokumu, sesimi ve sözcüklerimi. Sadece sen duyasın diye konuşmak, sadece sen tutasın diye uzatmak istiyorum ellerimi.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, şu an, bu gencecik delikanlıyı yanında görmek için neler vermezdi! O kadar özlemişti ki onu! Bu aşkın ağırlığıyla eziliyordu kalbi. Ancak buna son vermenin bir yolunu bulmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen kocasını aradı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Aşkım seni özledim!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Ayfer? İyi misin? Evden çıkalı iki saat oldu hayatım! Bir şey mi oldu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Beni hâlâ seviyor musun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Ayfer şu an toplantıdayım. Ne olduğunu söyleyecek misin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Ben seni seviyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Toplantım biter bitmez arayacağım seni. Tamam mı?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonu kapadı. Ayfer ağlıyordu. Aşkını da özlemini de taşıyamaz haldeydi. Kelimeler boğazına takılıyor, kalbini sıkıştıran acının çaresini bulamıyordu. Kimsenin onun yanında kavuşulmaz aşklardan, imkânsız sevgilerden bahsetmeye hakkı yoktu. Yirmi yıldır evli olduğu adam, bir yabancıdan başkası değildi. Oysa o, bir zamanlar âşık olduğu o genci unutamıyordu. Derdini kimseye anlatamamanın ağır yüküyle yaşamaya mecburdu. Onu kim anlayabilirdi ki? Kiminle konuşmaya kalksa ona, “Ayfer deli misin? Âşık olduğun o gençle, evli olduğun adam aynı kişi! İnsan kocası için aşk acısı çeker mi?” derdi. Kimse bilemezdi, kimse göremezdi ki âşık olduğu gençle, evli olduğu adam aynı kişi değildi. Cevdet artık çok değişmişti! Ve bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayfer bunu biliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayfer özlüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayfer ağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Hikâye Atölyesi 18.12.2011 Ankara)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-9112949804939009532?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/9112949804939009532/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=9112949804939009532' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/9112949804939009532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/9112949804939009532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2012/02/yakasiz-gomlek-giyinmek_12.html' title='PLATONİK ÖZLEM'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-6127939499115075305</id><published>2012-02-12T02:07:00.001-08:00</published><updated>2012-02-12T02:07:48.685-08:00</updated><title type='text'>SİZE NOEL BABA DİYEBİLİR MİYİM?</title><content type='html'>Aziz Nikolas, çok garip bir kâbusun etkisiyle, yerinden zıplayarak uyandı. Anadolu’da dalga dalga yayılan ünü, dindar kişiliğinin mütevazılığına o kadar ters düşüyordu ki! Kimi zaman kaderin kendisini getirdiği noktaya inanamıyordu. Oysaki o değil miydi ailesinin bütün mal varlığını fakirlere dağıtarak inzivaya çekilmek isteyen, o değil miydi kendisini kiliseye adayarak Tanrı’ya ulaşmayı hedefleyen. Ne olmuştu da bu kadar ünlü olmuştu? İnsanların kendisinden beklentileri neden bu kadar artmıştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağından kalkıp pencereyi açtı. Birazcık temiz havayla içini ferahlatmaya ihtiyacı vardı. Gördüğü kâbusu unutmak için anılarını tazelemeye başladı. Ta çocukluk dönemine gitti. Ailesinin zenginliğinden utandığı günleri, portakal ağaçlarıyla dolu bahçenin ortasındaki kocaman evi hatırladı. Tüccar babasının zekâsını, annesinin sevgi dolu kalbini almıştı. Arkadaşları tarafından sevilen, büyükleri tarafından örnek gösterilen çocukluğunda bile onu rahatsız eden bir şeyler vardı. Diğer insanlar mutsuzken o mutlu olamıyordu. Gün be gün içine kapanık bir genç olmaya başlamışken Hıristiyanlık ile tanıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk tepkiyi anne ve babasından gördü! M.S. 280’li yıllarda, putperestliği benimsemiş Roma İmparatorluğu’nda tek Tanrılı bir dini seçmek, cefa dolu bir hayata adım atmanın en kestirme yoluydu şüphesiz! Vah zavallı annesi… Günlerce ağlamıştı. Oysaki Nikolas bu seçimi ile içindeki susamışlığa bir pınar bulduğuna inanıyordu, kararından dönmedi. Önceleri o da Anadolu Hıristiyanları gibi bunu diğer insanlardan saklama, yani inancını gizleme yoluna gitti. Anne ve babası öldükten sonra, onu o lüks yaşama bağlayan hiçbir şey kalmamıştı. Böylece, kendine kalan mirasın tamamını fakirlere dağıtarak bir süre ortadan kayboldu. Zenginlik, ihtişam, rahat yaşam ve göz önünde olmak ona göre değildi! Ama insanoğlu işte… İstediğini değil, kaderini yaşar. Münzevi yaşamak için attığı her adım, verdiği her sadaka, yardım elini uzattığı her insan, söylediği her söz, onun daha çok tanınmasına neden oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paganlara ve putlara karşı duruşu, onu dikkat oklarının merkezi yaptı. Özellikle o gemi yolculuğunda yaşananlar yok mu? İmparator Diocletianos’un kulağına kadar gitti. İmparator, fırtınadan batmak üzere olan bir geminin Nikolas’ın duasıyla kurtulduğunu duyunca olanlar olmuştu. Aziz unvanı ile birlikte Nikolas zindanda senelerce kaldı. Zindanda kaldığı sürece Aziz Nikolas diğer mahkûmlara da yardımcı oldu. Kısa sürede bütün hapishane, küçük bir Hıristiyan kilisesi gibi inançlı insanların mekanı haline gelmişti. İmparator bundan da rahatsız oldu. Aziz Nikolas’ı astırmak istedi ancak halkın direnişiyle karşılaştı, Antalya Demreliler ayaklanmıştı. Tek çare Aziz Nikolas’ı salıvermekti ancak bütün zindan arkadaşları özgürlüğüne kavuşmadan Nikolas’ın oradan çıkmaya niyeti yoktu. Oradan çıkınca ne mi oldu? Tabii ki daha ünlü oldu. Ruhban olmamasına rağmen, kiliseye piskopos seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de Psikopos Nikolas, gördüğü kâbusun etkisiyle evinin kiliseye bakan pencerede öylece duruyordu. Gördüğü kâbusun yorumuna gelince… Size onun kaderinin geri kalan kısmını anlatayım mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nikolas, 340’lı yıllarda ölecek ve naaşı kilisenin bahçesine defnedilecek. Yüzyıllar içinde, gün gelecek Hıristiyanlık Anadolu topraklarından Avrupa’ya yayılacak. Mitolojik hikâyeler dinlemeye alışmış Avrupalılar, ilk dönem Hıristiyan Azizlerinin geldiği mânevi nokta kıssalarını, bilindik pagan hikâyeleriyle karıştıracaklar. Gerçekleştirdikleri mûcizeleri ballandıra ballandıra anlatmak varken, azizlerin yaymaya çalıştıkları öğretilerden kime ne canım? Kulaktan kulağa fısıltılar dolaşmaya başlayacak, sonucunda her şehre ayrı bir aziz seçilecek. Şehre aziz seçmek kolay da, bu azizlerin hepsinin Anadolu’da olması sıkıntı tabii... Birkaç yıl iki kıta arasında hacı olmak için mekik dokunduktan sonra, akıllara enteresan bir fikir gelecek! “Neden biz onların ayağına gidiyoruz ki? Onlar buraya gelsin!” denilecek ve buldukları bütün aziz mezarları yağmalanacak. İtalyan hırsızlarının eli, bir haçlı seferi sırasında Aziz Nikolas’ın mezarına da uzanacak. Yıl, 1087. Aziz Nikolas’ın kemiklerinin “bir kısmı” doğduğu ve gömüldüğü topraklardan çıkarılıp, kaçırılacak. Doğruca Avrupa’da seçildiği şehre, sözüm ona koruyuculuk yapmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimilerinin kaderi ölünce başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsaneler efsaneleri doğuracak. En kötüsü de, Aziz Nikolas’ın hayatı boyunca karşı durduğu pagan inançlarının bir parçası gibi anılması olacak. İskandinav mitolojisindeki Tanrı Odin’e tapamayanlar, yerine bilin bakalım kimi koyacaklar? Sonra söylentiler alıp başını gidecek. Vay efendim, ren geyikleriyle uçuyormuş; vay efendim, bacalardan iniyormuş; vay efendim her yılbaşı hediye dağıtıyormuş… Özbeöz Antalyalı Aziz Nikolas için Kuzey Kutbu’nda yaşıyor bile diyecekler. Meğerse adı da Noel Baba’ymış!.. 1863 yılında Amerikalı karikatürist Thomas Nast, haftalık bir dergide ona değişik bir imaj ve bir misyon yükleyecek. Kürklü kıyafetler, yüksek siyah botlar ve garip bir şapka... Noel Baba karikatür kahramanı olarak çok ses getirecek. Hatta reklâm artisti bile olacak. 1900’lü yıllarda devreye giren Cola’nın büyük iletişim kampanyası yıllarca unutulmayacak. Büyük bir sponsorluk desteğiyle o zamana kadar yeşil olan Noel Baba kıyafetleri, markanın renklerine uygun olarak, kırmız-beyaza dönüşecek. Sonra ver elini Hollywood!.. Ve Noel Baba dünya çapında ünlü bir aziz olacak. Onun hatırına her yılbaşı şöminelerin üzerine renkli çoraplar asılacak. Anne babalar kredi kartına taksitle çocuklarının istedikleri hediyeleri alacaklar. Çocuklar bu hediyeleri, uçan ren geyiklerinin çektiği kızakla dolaşan, çatılarına konan ve bacalarından inen tonton bir azizin getirdiğini sanacak. Ben Nikolas’ın zavallı kemikleri sızlıyor mudur acaba diye düşünürken, bütün Hıristiyan âlemi yeni yılı kutlayacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Hikâye Atölyesi 10.01.2012)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-6127939499115075305?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/6127939499115075305/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=6127939499115075305' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/6127939499115075305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/6127939499115075305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2012/02/size-noel-baba-diyebilir-miyim.html' title='SİZE NOEL BABA DİYEBİLİR MİYİM?'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-4224294688311075399</id><published>2012-02-12T02:01:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T02:06:23.120-08:00</updated><title type='text'>YAKASIZ GÖMLEK GİYİNMEK</title><content type='html'>Çok şanslıydım, o ne yaptığını bilen, iyi bir Gassal’di. Benim gibi kimsesiz, yaşlı bir ölü için bulunmaz bir son arkadaştı. Teneşirdeki cansız bedenimle tanıştığım bu insan, bana olan son görevini yapan vefakâr bir dost gibi davranıyordu. Beni ilk gördüğünde, el ve ayaklarıma dikkatli dikkatli baktı. Yardımcısına dönüp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ölen iyilerdense, elleri ayakları yeşillenir. Bak, aynen böyle olur.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki yardımcı o an bambaşka, içsel bir dünyadaydı. Yaptığı işi kerhen yapıyor, otomatiğe bağlı bir robot gibi hareket ederek, kendini ortamdan soyutlamayı çok iyi beceriyordu. Kendinden yaşça çok büyük ustasının yüzüne şöyle bir baktıktan sonra, bıçakla üzerimdeki giysileri keserek çıkardı. Çıplak kalan bedenime kefenimden beyaz bir parça örttüler. Âdetten midir, yoksa içinden mi geldi bilemedim; Gassal, bir dua mırıldanmaya başladı. Sonra durdu, derin nefes aldı ve aslında kendi kendine konuştuğunu bile bile yardımcısına:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İnsanlar değişik yüz ifadeleriyle ölürler. Allah rahmet eylesin, merhumun yüzünde, şu halinde bile, huşû var.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli ki yardımcıya göre Gassal’in sözleri, batıl, kulak ardı edilmesi gereken, kocakarı masallarından başka bir şey değildi. O yüzden kayıtsızca abdest suyumu ılıştırmaya koyuldu. O suyu ılıştırırken Gassal, birkaç kalıp sabunu parçalara ayırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Biz bir nevi onların ebeleriyiz evlat! Anne rahminden dünyaya doğan bir bebeği ebesi nasıl yıkarsa, biz de onları öyle yıkar, sonraki hayatlarına hazırlarız. Son yolculuklarının ilk hizmetkârlarıyız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygısına olan minnetimi ne yazık ki göstermemin bir yolu yoktu. Yanlarında sessizce durup bedenimi yıkamalarını seyrettim. Naaşım temizlendikçe kendimi, daha doğrusu artık sadece ruhtan ibaret kalmış benliğimi, hafiflemiş hissediyordum. Gassal ve yardımcısının cansız bedenime yakasız beyaz gömleği giydirmesiyle, ruhum da kıyafet giyinmişçesine beklenen beyazlığına büründü. Onun göremediği elimi omzuna koydum. Kendimce küçük bir teşekkürdü bu. Sonra garip bir şey oldu ve Gassal’in gözleri doldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu işlem önemlidir evlat. Ölünün yüzündeki son ifadeyi görmek, son abdestini aldırmak, onu hazırlamak kutsaldır. Ben babamı çok küçükken savaşa gönderdim, bir daha ondan haber alamadım. O yıkandı mı, kefenlendi mi, nasıl defnedildi bilmiyorum. Ama şehit olduğu için kanı onu temizler di mi evlat? Melekler onu kefenler di mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zaman, burada bulunup onları izleyişimin bir nedeni olduğunu anladım. Gassal’in kulağına eğilip, yardımcının vermediği cevabı yüksek sesle söyledim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, evet! Şehitler, öteki âlemde bizim gibi değil, muhteşem karşılanırlar. Senin yıkadığın her bedenin sevabı, hediye ettiğin babanın ruhuna muhakkak gider. İçin rahat olsun. Senden ona selam götüreceğim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gassal’in kulağı beni duymadı ama biliyorum ki ruhunun derinliklerindeki bir ses ona artık merak etmemesi gerektiğini söyleyecekti. Her şey tamamlandıktan sonra, bedenimle birlikte kabrime doğru yol alma vaktim gelmişti. Cevaplamam gereken suallerle dolu gece başlamadan, ilk sorunun cevabını doğru verdiğimi biliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Hikâye Atölyesi 12.01.2012)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-4224294688311075399?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/4224294688311075399/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=4224294688311075399' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/4224294688311075399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/4224294688311075399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2012/02/yakasiz-gomlek-giyinmek.html' title='YAKASIZ GÖMLEK GİYİNMEK'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-86617700879657544</id><published>2008-08-22T19:20:00.000-07:00</published><updated>2010-12-28T05:29:54.905-08:00</updated><title type='text'>Yasak Bölge</title><content type='html'>Ruhumun karanlığında&lt;br /&gt;El yordamı ile ilerliyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…Tel örgülerin ötesinde bir ses&lt;br /&gt;Sonra sessizlik oluyorsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse durdurmamış,&lt;br /&gt;Kimse tutuklamamış hayallerini&lt;br /&gt;Gölgeni üzerime düşüreyim istiyorsun.&lt;br /&gt;Dudaklarımda bir tebessüm acı acı&lt;br /&gt;Yasak bölgenin gardiyanlarını kolluyorum,&lt;br /&gt;Ne onlar geliyor, ne sen geliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bekliyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasak bölgede bir silüetin&lt;br /&gt;Kıpırtılarını izliyorum.&lt;br /&gt;Ne gardiyanlar geliyor, ne sen geliyorsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ben de istiyorum)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-86617700879657544?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/86617700879657544/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=86617700879657544' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/86617700879657544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/86617700879657544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2008/08/kar-taraf.html' title='Yasak Bölge'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116670752551041426</id><published>2006-12-21T05:25:00.000-08:00</published><updated>2006-12-21T05:25:25.510-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ne zamandır dilim sadece kendi kulaklarıma çalışıyor.&lt;br /&gt;Ben boş zamanlarımı sıkılarak geçiririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün acaba geçmişimin hangi anısını tazelesem?&lt;br /&gt;Hayal edeceğim bir ümidim kalmamış, nereye gitsem?&lt;br /&gt;Eski zamanlar olsa, şimdiki zamanı merak ederdim.&lt;br /&gt;Bugün merak edecek bir yarınım yok!&lt;br /&gt;Ben yalnız mıyım neyim?&lt;br /&gt;Ben yaşlı mıyım neyim?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116670752551041426?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116670752551041426/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116670752551041426' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670752551041426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670752551041426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/ne-zamandr-dilim-sadece-kendi.html' title=''/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116670748936237351</id><published>2006-12-21T05:24:00.001-08:00</published><updated>2006-12-21T05:24:49.363-08:00</updated><title type='text'>Ben gibisi</title><content type='html'>Ben gibisi&lt;br /&gt;Sever boğaza karşı martı sesi dinlemeyi&lt;br /&gt;Virane bir iskele üzerinde uzanıp boşvermeyi&lt;br /&gt;Bir sigara yakıp siktiri çekmeyi&lt;br /&gt;"Kendine ihtiyacın var, hadi kızım yüreklen." demeyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gibisi&lt;br /&gt;O gibilere benzemez&lt;br /&gt;Sıcacık yuvasında kaderin gülmesini beklemez&lt;br /&gt;Gider gıdıklar şansını&lt;br /&gt;Onu güldüremese bile kendi güler yaptığına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gibisi&lt;br /&gt;Korkaktır ayrıca&lt;br /&gt;Kendi beceriksizliğidir en çok ödünü koparan&lt;br /&gt;Kendi kapasitesidir, iflahını kesen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gibisi&lt;br /&gt;Bambaşkadır&lt;br /&gt;Bilinmez&lt;br /&gt;Bana bile benzemez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116670748936237351?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116670748936237351/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116670748936237351' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670748936237351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670748936237351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/ben-gibisi.html' title='Ben gibisi'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116670747051136244</id><published>2006-12-21T05:24:00.000-08:00</published><updated>2006-12-21T05:24:30.513-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çok renkli bir ailede büyüdüm ben. Sevgi olmasa birbirine değmeyecek cümleleri üst üste kurup, ortak paydayı farklı paylara bölerek yaşadık yıllarca. Kimi zaman ağlanacak halimize güldük, kimi zaman yaptığımızın komikliğini fark etmeden yaşadık. Mesela bir ikindi vakti vardı yıllar öncesinden hafızamda kalan, hatırladıkça hala gülerim. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkindi ezanıyla birlikte hacı babamla hacı annemin namaz vakti gelmişti. Önce annem abdest aldı. Salonun en ücra köşesinde, koltukla duvar arasında kalan daracık yere serdi seccadesini. Maksat, kimse rahatsız etmesin, kendisi kimsenin geçişini engellemesin. Ardından babam abdest aldı. Elinde seccade bütün evi dolaştı ve en sonunda annemin namaza durduğu o daracık yerin namaz kılmak için en uygun yer olduğuna karar verdi. Annemden kalan ve ikinci seccadenin aslında sığmadığı yerde namaza durdu. Eğilip kalktıkça birbirlerine çarpar oldular. Annem ilk fırsatta selam verdi ve artık konuşabilecek hale geldi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süleyman koskocaman evde başka yer bulamadın mı namaz kılacak? Eğiliyorum sana çarpıyorum, kalkıyorum sana çarpıyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kendi de yerinden vazgeçmeyerek namazına kaldığı yerden devam etti. Bu sefer selam verme sırası babama geldi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Camide bu kadar yere üç kişi sığıyoruz. Ne olmuş yani? Sus da kıl namazını!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem durur mu? Sadece selam verebilecek ana kadar bekledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Burası cami değil, koskoca ev!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam sırası geldiğinde selam verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yahu ne olmuş yani? Ne güzel namazımızı kılıyoruz işte!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense bütün bu olanları seyredip gülmekten ölüyor, olur da aynı anda selam verirlerse ne olabilir diye düşünüyordum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116670747051136244?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116670747051136244/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116670747051136244' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670747051136244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670747051136244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/ok-renkli-bir-ailede-bydm-ben.html' title=''/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116670744727306271</id><published>2006-12-21T05:23:00.002-08:00</published><updated>2006-12-21T05:24:07.276-08:00</updated><title type='text'>Çünkü annemin kızıyım!!! *#&amp;"&gt;#'</title><content type='html'>Benim sol üst köşesi kırık bir aynam var. Kırık genlerimi her sabah acımasızca gösteren kör bir ayna.. Sen önce kendi kusurlarına bak, dediğim değersiz eşya! Gösteren ama göremeyen. Siyah kenarlı, büyük çerçeve ile aynı duvarı paylaşır. Güzel annemin kusursuzluğunu olanca zerafetiyle gösteren çerçevenin yanında sırıtır. İğreti durur. Bakılası değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay günü, yine onun karşısına geçtim. Görmezlikten gelmek için değil, bu sefer uzun uzadıya incelemek için; önce soyundum. Kocaman göbeğimi, çatlaklarla dolu baldırlarımı, sutyene sığmayan göğüslerimi olanca haşmetiyle karşısına diktim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni son derece değersiz gösterdi, göremedi. Bendeki zekayı yansıtacak, kabiliyetlerimi ortaya dökecek, hassas ruhumu sergileyecek kadar ayna değildi!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahip olmakla öğündüğüm hiçbir yönümü orada bulamamak, bulamadığımı aktaramamak... Hele de o çerçevenin aynayla oluşturduğu tezatlığı fark etmek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet hakim bey, önce aynayı paramparça, ben kırdım. Hiç acımadan, bütün soğukkanlılığımla gerçekleştirdim bu eylemi. Bunu takiben çerçeveyi ve içindeki fotoğrafı yaktım. Ne yaptığımın bilincindeydim. Annemi de ben öldürdüm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116670744727306271?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116670744727306271/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116670744727306271' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670744727306271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670744727306271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/nk-annemin-kzym.html' title='Çünkü annemin kızıyım!!! *#&amp;&quot;&gt;#&apos;'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116670741506637935</id><published>2006-12-21T05:23:00.001-08:00</published><updated>2006-12-21T05:23:35.066-08:00</updated><title type='text'>Aşklı Hayat</title><content type='html'>Ben aşklı yaşamayı seçtim;&lt;br /&gt;Bir döndüm işime aşık oldum.&lt;br /&gt;Bir döndüm kendime aşık oldum.&lt;br /&gt;Bir döndüm sana aşık oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra,&lt;br /&gt;Başım döndü.&lt;br /&gt;Şimdi,&lt;br /&gt;Her şey tepe taklak.&lt;br /&gt;Acaba,&lt;br /&gt;Ayağım nereye takıldı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116670741506637935?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116670741506637935/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116670741506637935' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670741506637935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670741506637935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/akl-hayat.html' title='Aşklı Hayat'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116670739549864626</id><published>2006-12-21T05:23:00.000-08:00</published><updated>2006-12-21T05:23:15.500-08:00</updated><title type='text'>Ağır geldi</title><content type='html'>Yükünü yüreğime vurdum&lt;br /&gt;Kendimi yalnızlığa&lt;br /&gt;Bir de yol vardı ayaklarımın altında&lt;br /&gt;Yokuş yukarı gidiyor diye&lt;br /&gt;Yürümedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116670739549864626?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116670739549864626/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116670739549864626' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670739549864626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670739549864626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/ar-geldi.html' title='Ağır geldi'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116670735654737744</id><published>2006-12-21T05:22:00.000-08:00</published><updated>2006-12-21T05:22:36.563-08:00</updated><title type='text'>Bana hep böyle gelir;</title><content type='html'>Kızlar ve oğlanlar, küçüklerken ama çok küçüklerken, eğlenecek olmanın heyecanı ile apartmanın arka avlusuna birlik ve beraberlik içinde koşarlar. Kimi zaman ellerinde bir top olur. Belki de yakar top oynayacaklardır. Beraber, sınırsız, sınırlamasız, ön yargısız. Derken, aniden, oğlan çocuklarından biri yerden bir böcek kapar. Tiksinmeden. Kızlardan birinin gömleğinin içine atar. Gereksiz, şensiz, tatsız, olmasa da olur bir şakadır. Ama sadece şakadır. Kız çocuğu ağlar. Tiksinerek ağlar. Abartılı, kindar, küskün, sanki sadece verilmesi gerektiği için verilen bir tepkidir. Ama sadece tepkidir. İkisi de birbirlerinin yaptıklarına "şaşırır"lar. Çanak çömlek patlar. Bütün eğlencenin heyecanı söner. Dağılırlar. Son kez ellerinde toplarla eğlenmeye koştukları o günden sonra bir daha sadece sevmek ve sevişmek konusunda ortak hareket edebilme zorunluluğu hissederler. Ama sadece hissederler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116670735654737744?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116670735654737744/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116670735654737744' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670735654737744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116670735654737744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/bana-hep-byle-gelir.html' title='Bana hep böyle gelir;'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116532473713623965</id><published>2006-12-05T05:17:00.000-08:00</published><updated>2006-12-05T05:18:57.146-08:00</updated><title type='text'>Bak ne söyleyeceğim!</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avaz avaz susuyorum&lt;br /&gt;Dinliyorsun&lt;br /&gt;Fakat tercümanı yok aramızın&lt;br /&gt;Dinlediğini anlamıyorsun&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116532473713623965?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116532473713623965/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116532473713623965' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116532473713623965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116532473713623965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/bak-ne-syleyeceim.html' title='Bak ne söyleyeceğim!'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116532347851647698</id><published>2006-12-05T04:54:00.000-08:00</published><updated>2006-12-05T04:57:58.516-08:00</updated><title type='text'>Kıyamet</title><content type='html'>Ne felaket&lt;br /&gt;Seviliyorsun&lt;br /&gt;Ne felaket&lt;br /&gt;Seviyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarumar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendisiydim, hani?&lt;br /&gt;Habire düşürüyorum kelimelerimi yerlere&lt;br /&gt;Kaldırıp kirpiklerimi oynatamıyorum karanlığı yerinden&lt;br /&gt;Gücüm darma duman&lt;br /&gt;Sarsıldım, yorgun saçlarım dalgalanmaz rüzgarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne felaket&lt;br /&gt;Seviyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Ve gidip yüreği dar birini seçiyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu benim felaketim,&lt;br /&gt;Yürüyorum yalnız.&lt;br /&gt;Bu da senin felaketin,&lt;br /&gt;Onunla yürüyorsun, ama yalnız!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116532347851647698?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116532347851647698/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116532347851647698' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116532347851647698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116532347851647698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/kyamet.html' title='Kıyamet'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116532324985629223</id><published>2006-12-05T04:49:00.000-08:00</published><updated>2006-12-05T04:54:09.866-08:00</updated><title type='text'>Üstü kalsın</title><content type='html'>Biraz cesaret ısmarladım&lt;br /&gt;Kalbimin saklısının doğumuna özel&lt;br /&gt;Ürkek, titrek bir vapur dumanı gibi&lt;br /&gt;Görünmez, aranmaz, uçucu olmaktan ziyade...&lt;br /&gt;Olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmeliydin;&lt;br /&gt;Yüklüydü yüreğim.&lt;br /&gt;Yüklüydü cümlelerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son...&lt;br /&gt;Ve iki...&lt;br /&gt;Ve üç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayım durur durmaz,&lt;br /&gt;Dilim çözülür çözülmez,&lt;br /&gt;Gözlerin görür görmez,&lt;br /&gt;Deyiverdim; "Seni seviyorum."&lt;br /&gt;Olanca yankısı geri geldi ayyuktan sesimin&lt;br /&gt;Cevap olarak; "Ben de seni." demedin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116532324985629223?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116532324985629223/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116532324985629223' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116532324985629223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116532324985629223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/st-kalsn.html' title='Üstü kalsın'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116524180395116364</id><published>2006-12-04T06:16:00.000-08:00</published><updated>2006-12-04T06:51:36.980-08:00</updated><title type='text'>Dante tam üstüne basmış;</title><content type='html'>"Başkalarının ekmeği acı,&lt;br /&gt;başkalarının merdivenlerinden çıkmak eziyetlidir."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116524180395116364?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116524180395116364/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116524180395116364' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116524180395116364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116524180395116364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/dante-tam-stne-basm.html' title='Dante tam üstüne basmış;'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-116524168123972895</id><published>2006-12-04T06:12:00.000-08:00</published><updated>2006-12-04T06:14:41.246-08:00</updated><title type='text'>Sobe</title><content type='html'>Onu sobeledim&lt;br /&gt;Beni sergiledim&lt;br /&gt;Seni sevgiledim&lt;br /&gt;Bir de baktım ki;&lt;br /&gt;Ebe de benim&lt;br /&gt;Serzeniş de benim&lt;br /&gt;Sensiz olan da benim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-116524168123972895?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/116524168123972895/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=116524168123972895' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116524168123972895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/116524168123972895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/12/sobe.html' title='Sobe'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115701318083514530</id><published>2006-08-31T01:20:00.000-07:00</published><updated>2006-08-31T03:14:57.893-07:00</updated><title type='text'>Aşka ait değilsin</title><content type='html'>Sen aşka ait değilsin&lt;br /&gt;Bir yaşam seçmişsin kendin için&lt;br /&gt;Yüzeysel mutluluklar içinde&lt;br /&gt;derin acılara gebesin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen aşkın malı değilsin&lt;br /&gt;Kalbin doludizgin gitsin, bırakmazsın&lt;br /&gt;Bir hasrete gecelerce esir olup&lt;br /&gt;Vuslata kendini adamazsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen aşkın adamı değilsin&lt;br /&gt;Bir buket çiçek eğreti durur elinde&lt;br /&gt;Seviyorum demeler pelesenktir diline&lt;br /&gt;Kim diye değil, ne diye bakarsın bedenlere&lt;br /&gt;Her kadın ayrı vücut, her ilişki aynı sonuçtur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de...&lt;br /&gt;Sen aşkın adamı değilsen, bundan bana ne?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115701318083514530?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115701318083514530/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115701318083514530' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115701318083514530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115701318083514530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/aka-ait-deilsin.html' title='Aşka ait değilsin'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115660498794095234</id><published>2006-08-26T07:51:00.000-07:00</published><updated>2006-08-26T08:09:47.966-07:00</updated><title type='text'>Sanat için soyunurum</title><content type='html'>Yani ben sanat şeysi için çıldırıyorum. Yani sanata karşı, bööylleee bir sevgi yumağı kopup geliyor içimden. Ben seviyorum yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bir sanatçı var ya, yani sanat yapan biri, adı şeydi galiba... Hmmm... Kommen? Koment?... Ya da Komet? Neyse işte. Geçen resimlerinin olduğu salona, yani sergiye gittim. Benim yakın bir işadamı arkadaşım var, o götürür beni... Yani, böyle yerlere götürür. Ben oraya gitmeme de çok memnun olmuş bir insanım ayrıca. Sanat olayını da çok sevdiğim için, uygun bir ücrete soyunmaktan şey etmem yani. Ne de olsa işini seven, saygı, duyan, profesyonel bir mankenim ne de olsa... Allah'ın izniyle, namusumla şey ettikten sonra neden olmasın ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115660498794095234?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115660498794095234/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115660498794095234' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115660498794095234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115660498794095234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/sanat-iin-soyunurum.html' title='Sanat için soyunurum'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115658648570216668</id><published>2006-08-26T02:27:00.000-07:00</published><updated>2006-08-26T03:01:25.713-07:00</updated><title type='text'>SENSİN DELİ!</title><content type='html'>Ben deli değilim. Sadece akıllı da değilim o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurduğum hayalleri gerçek sanıyorsam ne olmuş? Bütün herkes, kendi hayallerini gerçekleştirmeye çalışmıyor mu? Benim hayaleri gerçek kılma yolum sizinkinden farklı olabilir ama daha etkili. Gerçek olmasını istediğim her şey gerçek benim için. Senin hiç eski şato eşyaları ile döşenmiş bir odan oldu mu? Olmamıştır ve olamayacaktır. Ama benim var.&lt;br /&gt;Sen, akıllıca, hayallerinin peşinden boşuboşuna koşturmaya ve hayatını bu uğurda harcamaya devam et. Sanki harcadığın hayatının ve zamanının karşılığını alman garantiymiş gibi... Zaman da hayaller kadar önemli değil mi oysa ki? Niye biri için diğerini heba ediyorsun? Ben böyle bir akıllılıkla zaman harcamıyorum. İstiyorum, oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Düzgün cümleleri kurabilseydi böyle söylemek isterdi eminim; ama, esas konuşma aşağıdaki gibi gerçekleşti:&lt;br /&gt;----------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün bu konuyu Cumhurbaşkanı ile de konuştum. Kendisi benim yakın arkadaşımdır. Bak dikkat et, 'arkadaş' diyorum. Arkadaşlık ne kadar önemli bir kavramdır bilir misin sen? Ne zaman başı sıkışsa, koşarım ben onun yardımına. Hiç yanlız bırakmam. Çünkü aynı zamanda bulunmaz bir sırdaşımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Evet! Sırlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırlar da önemlidir. Her sır kendine uygun olan insanı kendisi seçer. Komşu kızı Mücella'nın da dediği gibi;&lt;br /&gt;"Yürü kim tutar seni!!"&lt;br /&gt;Evet... Bana bir keresinde böyle söylemişti. Sırlar önemlidir. Mücella da önemli benim için. Bana dedi ki;&lt;br /&gt;"Yürü kim tutar seni!"&lt;br /&gt;O da benim arkadaşımdır. Ama onu hiç Cumhutbaşkanı ile tanıştırmadım. Çünkü Mücella benim en büyük sırrımdır.&lt;br /&gt;Aramızda kalsın, kendisi benim sevgilim oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115658648570216668?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115658648570216668/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115658648570216668' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115658648570216668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115658648570216668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/sensin-deli.html' title='SENSİN DELİ!'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115640414442207194</id><published>2006-08-23T23:55:00.000-07:00</published><updated>2006-08-24T00:22:24.430-07:00</updated><title type='text'>Hayatta "KALMAK"</title><content type='html'>Okul sıralarından beri bu hep böyle giderdi. Sınıfta kaldığı gibi, hayatta da kalanlardandı o! Ona takan hocaları, başarısız geçen sınavları, bilmediği sorular sorulan sözlüleri vardı. Ama o sınıfta kalmalara hiç aldırmamış biri olarak, hayatındaki bütünlemelere de çalışmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tane sigaraya ihtiyacı vardı. Tek nefeslik bile olsa yeter diye düşündü. Kalabalığın içinde yalpalayarak yürüdükten sonra, bir duvarın dibine çömeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tane sigara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne evde ona sabah-akşam beddua eden karısını ne de okula gidemeyen çocuklarını düşünüyordu. 9 numaralı Kaşıkara nasıl olurda son anda geride kalırdı. Oysa o şimdiye kadar çok az yarışı kaybetmiş bir attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan başka herkes sigara içiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çömeldiği yerden kalktı. Bilet gişesinin önünde duran adama yaklaştı:&lt;br /&gt;"Bir tane sigara verir misiniz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam onu tepeden tırnağa süzdükten sonra yüzüne tiksinerek baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yok sigaram"&lt;br /&gt;"Biraz önce paketi cebine koyarken gördüm."&lt;br /&gt;"Yok kardeşim sigaram!" ve arkasını döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaşıkara son umuduydu.&lt;br /&gt;Kaptan Celil'e borcunu ödemesi için fazla vakti kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda gözleri aydınlandı. Kararlı ve hızlı adımlarla ilerledi. Yere atılmış yarım izmariti aldı ve eliyle bükülen kısımlarını düzelttikten sonra ağzına götürüp yaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluydu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115640414442207194?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115640414442207194/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115640414442207194' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115640414442207194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115640414442207194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/hayatta-kalmak.html' title='Hayatta &quot;KALMAK&quot;'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115632038392085072</id><published>2006-08-23T00:43:00.000-07:00</published><updated>2012-02-12T02:15:37.764-08:00</updated><title type='text'>Gül Bülbül'ündür...</title><content type='html'>Bir yavru kartaldı, düşüvermişti yuvasından yemyeşil ovaların ortasına. Yoktu o ovalarda ne bir benzeri ne de bir koruyucusu. Yapayalnız dolaşmaya çalışırken kendi ayaklarının üzerinde, çıkıverdi karşısına alı al, yeşili yeşil, goncası gonca aşkın çiçeği gül!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kartalın boş değil miydi yüreği, kimsesiz değil miydi korkuları... Tutuluverdi tutunmaya ihtiyacı olduğu dala. Ama o dal ki, gülün narin yaprağını zor taşıyor, incindi, taşıyamadı kartalı. Fakat o kartal ki vazgeçmez kolayına; uzaktan uzağa seyre daldı aşkın çiçeğini hiç bıkıp usanmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta ki bir gün bülbül çıkıp gelene kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülbülün gülüne kavuştuğu gün, kartalın kıyametinin başına koptuğu gündü. Beyhude yere meydan okumaya çalıştı bülbüle! Bülbül şakıdıkça, o da şakımaya çalıştı. Bülbül minnacık vücudu ile kıvrak danslarını yaptıkça, kartal iri cüssesini ortaya koydu. Ne var ki yapacak bir şey yoktu. Gül bülbülündü, bülbülse gülün. Kartal anlayıncaya kadar bu gerçeği, vazgeçinceye kadar bülbül olma özentisinden, ne güle rahat verdi ne bülbüle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşıktı bülbül kadar. Çaresizdi gönlü kadar. Yalnızdı hiç kimsenin olmadığı kadar. Mecburdu aşka, toprağın yağmura mecbur olduğu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken vakitlerden ne vakitti, sebeplerden ne sebepti bilinmez; kartal kanatlarını çırpmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrendi kudretini, korkutuculuğunu, hayranlık uyandırıcılığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrendi ve uçtu kartal.&lt;br /&gt;Bir kartal gibi uçtu.&lt;br /&gt;Bülbülün uçamayacağı kadar yükseklere çıktı.&lt;br /&gt;Eşsiz çığlığını kopardı en tepelerden de, Güle "güle güle" dedi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrendi, yükseklerin efendisi oydu. Dağlar, tepeler onundu. &lt;br /&gt;Dolayısıyla bir gün KARDELEN de onun oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve öğrendi ki; gül bülbülündür, kardelen kartalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115632038392085072?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115632038392085072/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115632038392085072' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115632038392085072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115632038392085072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/gl-blblndr.html' title='Gül Bülbül&apos;ündür...'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115547127435361384</id><published>2006-08-13T04:31:00.000-07:00</published><updated>2006-08-13T05:14:34.953-07:00</updated><title type='text'>Karla karışık yağmur</title><content type='html'>Pencereye karla karışık yağan yağmur damlaları vurmaya başladı. Ruhunda garip bir çağrışım yaptı bu görüntü. Bir filmi anımsadı. DVD oynatıcısını açtı. Aslında izlediği filmle ilgilendiği yoktu. Fırında pişmekte olan böreğin kokusu onu daha çok düşündürüyordu. Galiba sütünü ve yağını fazla kaçırmıştı. Üzerine yumurta da kırmamıştı. Zaten o yemek yapmaktan ne anlardı ki? Üstelik yemek yapacağım diye bütün mutfağı birbirine katmıştı. Dağınık evin dağınık mutfağına dönüp bakmak bile istemiyordu. Ruhu daraldı. Birine ihityacı vardı. Evin bu halini değiştirecek birine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem ev işleri ile ilgilenecek hem de üzerine titreyecek birini bulsa... Bu kadın aynı zamanda kendine hayran bırakabilecek kadar dikkat çekici olsa, sevmeyi bilse, aynı dili konuşsalar... Yok yok, çok şey istiyordu. Böyle bir kadının ev işlerinden anlamsını beklemek fazla olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canı sıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koca dağınıklık onu rahatsız ediyordu ama, kalkıp toparlama fikri üşengeç bir sıkılganlığı da beraberinde getiriyordu. Bu atalet ne kadar zamandır üzerindeydi kim bilir? Etrafına şöyle bir göz atmak cesaretinde bulundu.&lt;br /&gt;"Çöplük!" dedi yüksek sesle. Ne kadar gereksiz şey varsa ortalığa saçılmıştı. Hele o, geçen yıl Uludağ'a giderken aldığı kar gözlüğü, acaba 1 yıldır o sehpanın altında duruyor olabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne ararsan var bu koca çöplükte!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an fark etti; evde çerçeve yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlamaya başladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115547127435361384?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115547127435361384/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115547127435361384' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115547127435361384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115547127435361384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/karla-kark-yamur.html' title='Karla karışık yağmur'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115460826795535001</id><published>2006-08-03T05:10:00.000-07:00</published><updated>2006-08-03T05:31:07.963-07:00</updated><title type='text'>Bir bardak soğuk su</title><content type='html'>Soğuk su lazım bana&lt;br /&gt;Bir çiçeğin dibine döker gibi&lt;br /&gt;Nazik olmak zorunda bile değilsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serinlemek, üşümek iyi gelebilir&lt;br /&gt;Korkma, buzullarda yaşatmak zorunda da değilsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece sıcaklardan bıktım&lt;br /&gt;Annem küçükken sımsıkı sarardı&lt;br /&gt;Yine de hasta olurdum ama o böyle rahatlardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüdüğümde ilk işim üstümdeki kazakları yakmak oldu&lt;br /&gt;Şimdi yaktığım ateşin tam ortasındayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevler çok besili&lt;br /&gt;İçinde neler yok ki;&lt;br /&gt;Annemin endişelerini yaktım&lt;br /&gt;Bir de babamın bizi ısıtmak için aldığı şömineyi&lt;br /&gt;Ablamlar da dizlerimi örterdi battaniyelerle&lt;br /&gt;Vücuduma soğuk değmezdi, terden kendine yer bulamazdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de bir ateş yarattım&lt;br /&gt;Çok olmadı tutuşalı, bak ortasındayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sıcak çok sıcak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni hasta edecek kadar sıcak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bardak soğuk su getir&lt;br /&gt;İçmem için değil&lt;br /&gt;Üstüme dökmen için getir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen soğuk suyu bul getir,&lt;br /&gt;Gerekirse üstüme kendim dökerim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115460826795535001?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115460826795535001/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115460826795535001' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115460826795535001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115460826795535001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/bir-bardak-souk-su.html' title='Bir bardak soğuk su'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115451998160393913</id><published>2006-08-02T04:37:00.000-07:00</published><updated>2006-08-02T04:59:41.670-07:00</updated><title type='text'>Hayatım Açıklayabilirim...</title><content type='html'>...Düşündüğün gibi değil! Bir dakika bekle, anlatabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah sağol beklediğin ve dinlemeye karar verdiğin için. Aslında sana söylemek istediğim çok şey var ama önce kafamı toparlamalıyım. Biliyorum sen de şu an benim gibi şoktasın. O kadını ikimizin yatağında gördüğün için seni aldattığımı düşünüyorsun ama aslında aldatılmış sayılmazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakma bana öyle! Siz kadınlar bunu anlamıyorsunuz ama, senin gibi bir kadın öyle bir kadınla aldatılmış olmaz. Yani, sen ve o ikiniz bambaşka dünyaların insanısınız. Ben onu seninle bir tutup da, onu sana tercih etmeye kalksaydım, evet seni aldatmış olurdum. Fakat, o sadece benim bir kerelik hevesim. Oysa, bak ben seninle hayatımı paylaşıyorum. Senin ve çocuklarımın selameti için çalışıp didiniyorum. Bir dediğinizi iki etmiyorum. Sen benim karımsın, o ise... Neyse...&lt;br /&gt;Seni onun için hiç ihmal etmedim şimdiye kadar. Anlayabiliyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, onun bunun kadını; sen, benim kadınımsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşegül!.. Ayşegül dedim. Nereye gidiyorsun? Bekle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni ne kadar sevdiğimi görmüyor musun!?!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115451998160393913?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115451998160393913/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115451998160393913' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115451998160393913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115451998160393913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/08/hayatm-aklayabilirim.html' title='Hayatım Açıklayabilirim...'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115415706644532844</id><published>2006-07-29T00:08:00.000-07:00</published><updated>2006-07-29T00:11:06.446-07:00</updated><title type='text'>AY</title><content type='html'>Geceleri ayı izledin mi sen?&lt;br /&gt;Ben her gece izledim seni düşünürken&lt;br /&gt;Uzansam sanki dokunabilecekmişim gibi durur&lt;br /&gt;Ama asla erişemem ona&lt;br /&gt;O da tıpkı senin gibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115415706644532844?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115415706644532844/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115415706644532844' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115415706644532844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115415706644532844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/07/ay.html' title='AY'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115383503677370682</id><published>2006-07-25T05:57:00.000-07:00</published><updated>2006-07-26T02:01:24.166-07:00</updated><title type='text'>İntihar Mektubu</title><content type='html'>SÜPRİZZZZ! BEN ÖLDÜM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni şaşırtmayı hep sevmişimdir anne! Ne olurdu sanki eşyalarımın yerini hiç değiştirmeseydin, derleyip toplamaya kalkmasaydın? En sevdiğim elbisemi bulamadan ölüyorum işte! Hani şu beyaz olanı... Renginden dolayı duruma uygun olduğundan kefen gibi onu giyecektim, olmadı. Bıktım senin şu düzen manyaklığından. Neyse... Sen şimdi benim bu yüzden intihar ettiğimi düşünmek gibi bir salaklığa düşersin. Alakası yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada anne, benim Paris'ten aldığım, senin fiyatını duyunca çıldırdığın şu saatim var ya, ona aslında sana söylediğimin iki katı ödedim. Hah ne oldu şimdi? Çok mu önemliymiş yani? Bir de, Mecidiyeköy'deki evimizde neden benim odam sizinkine bitişikti? Babamla senin sesinizi iniltisi iniltisine duyardım. Cumartesi ve çarşamba gecesi! Yahu bir kere de rutininiz dışına çıkın ya! Valla deneyin bir kere, ölmezsiniz. (Yoksa öbür dünyada da bu içime dert olacak.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektubumun bu kısmı, canım sevgilim Metin'e;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin! Aşk sadece bir duygu, diğer duygular gibi. Gelip geçer, değişir biter, bittiğinde yeniden başlar falan filan. Uyan! Ondan daha fazlasını bekleme. Giderayak sana verebileceğim yegane tavsiye, AÇ GÖZLERİNİ. Sana hamile olduğumu söylemiştim ya, yalandı. Dolayısıyla kürtaj olduğum da yalandı. Amma duygusal bir adammışsın ya, yüzyılın sazanı! Bir kere hamileysem bile senden olduğuna nasıl emin olabildin ki? Yani hiç mi aklına gelmedi başkasından olabileceği, hiç mi bir şey sezmedin ilişkimiz boyunca! Bir de evlilik teklif ettin; yok daha neler! En çok da kürtaj olduğumu söylediğimde, üzülüp kendini perişan etmene güldüm. Gülmekten gözlerime yaşlar doldu, karnıma kramp girdi valla.&lt;br /&gt;Çocuğunu öldürmüşmüşüm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa-lak! Sa-lak! Saaaa-lak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ayrıca, arkadaşın Cenk senden daha iyi sevişiyor!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Offf sıkıldım size veda mektubu yazmaktan.&lt;br /&gt;Ölmeye karar verdim, öleceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bknz; ceset 1A&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115383503677370682?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115383503677370682/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115383503677370682' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115383503677370682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115383503677370682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/07/intihar-mektubu.html' title='İntihar Mektubu'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115366562756324780</id><published>2006-07-23T06:37:00.000-07:00</published><updated>2006-07-23T07:40:27.710-07:00</updated><title type='text'>Ah kadınlar!</title><content type='html'>Telefon çalarçalmaz salona doğru koşmaya başladı. Arayan numaraya baktı; ev-vet O!Elini ahizeye götürüp öylece bekledi. Kalbi böyle atarken, soluğunu toparlamaz durumdayken, heyecandan ne diyeceğini bilemezken... Derin bir soluk aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce uzun uzun düşünmüş, ona söylemek istediklerini teker teker sıralamıştı. Karşıdan gelebilecek tepkilerin ne olabileceğini, hangi durumda ne söylemesi gerektiğini en ince ayrıntısına kadar planlayarak geçirmişti son günlerini. Hatta yazdığı kağıt biraz ilerisinde, gerektiğinde okunmayı bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonu açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Alo?"&lt;br /&gt;"Merhaba Betül, nasılsın?"&lt;br /&gt;"Ben iyiyim de... Sizin sesinizi çıkaramadım?"&lt;br /&gt;"Ben, Tarık. Soyadımı da vermem gerekiyor mu?"&lt;br /&gt;"Tarık... Hayırdır? Ben de tam dışarı çıkmak üzere hazırlanıyordum... Acelem de vardı..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabildiğince serinkanlı durmaya, içindeki sevinci belli etmemeye çalışıyordu. En sonunda beklediği gün gelmişti işte! İçinden, 'Biliyordum. Arayacağını, geri döneceğini biliyordum.' dedi. Ne kadar da özlemişti onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fazla vaktini almam. Seni aramaya mecburdum çünkü çok zor durumdayım."&lt;br /&gt;"Aslında söyleyeceklerin beni hiç ilgilendirmiyor Tarık!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan intikam almaya kararlıydı. Yaptıklarının cezasını çekmek zorundaydı. Akan bütün gözyaşlarının hesabını soracak; dizlerine kapanıp af dileyinceye, pişmanlığın acısını yeterince çekinceye kadar onu süründürecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Betül bana kızgın olduğunu biliyorum. Öncelikle, özür dilemek istiyorum." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün hafızasını yokladı ve hazırladığı konuşmayı kelimesi kelimesine aktarmaya başladı:&lt;br /&gt;"Tarık! Aramızdaki ilişki, senin isteğin doğrultusunda çoktan bitti. Bu yüzden beni aramana oldukça şaşırdım. Bilmeni isterim ki; ben kendime yeni bir hayat kurdum ve çok da mutluyum." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hah çok iyi! Mutlu olmana sevindim. Gerçekten sen benim için her zaman önemli bir insan olacaksın Betül'cüğüm! Ama uzatmadan konuya girmek istiyorum; bana olan borcunu ne zaman ödeyeceksin?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115366562756324780?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115366562756324780/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115366562756324780' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115366562756324780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115366562756324780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/07/ah-kadnlar.html' title='Ah kadınlar!'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115339699194998310</id><published>2006-07-20T04:49:00.000-07:00</published><updated>2006-07-20T05:03:12.110-07:00</updated><title type='text'>Sivas'ın Hacı Mirza Köyü</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/100_1908.0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/100_1908.0.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/100_1823.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/100_1823.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/100_1369.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/100_1369.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/100_1368.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/100_1368.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/100_1364.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/100_1364.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/100_1358.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/100_1358.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/100_1486.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/100_1486.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115339699194998310?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115339699194998310/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115339699194998310' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115339699194998310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115339699194998310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/07/sivasn-hac-mirza-ky.html' title='Sivas&apos;ın Hacı Mirza Köyü'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115028898330780530</id><published>2006-06-14T04:47:00.002-07:00</published><updated>2006-07-02T06:27:28.440-07:00</updated><title type='text'>Sokak sokak</title><content type='html'>Hayat kaybolmuş gibi&lt;br /&gt;Bir köşede kalmış, aranan ama bulunamayan&lt;br /&gt;Bulunduğunda artık işe yaramayacak olan&lt;br /&gt;Görünmeyen, ulu ortada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat, ağlamak gibi&lt;br /&gt;İçten gelerek koyverdiğinde&lt;br /&gt;İnsanı haksızca küçük düşüren&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat aşık olmaya yüz tutmak gibi&lt;br /&gt;Sevdin mi, sevecek misin, sevmeli misin&lt;br /&gt;Her şeyi sorgulayıp durduğun bir dönem karmaşası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara anladım ki, hayat ben gibi&lt;br /&gt;O ben gibi de...&lt;br /&gt;Ben, ben gibi değilim.&lt;br /&gt;İsmim Hatice değil gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığım, hayat gibi ama&lt;br /&gt;Hayat da ölüm gibi&lt;br /&gt;Hem sonsuz hem de sonlarla dolu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar vahim ki, ben ben gibi değilim.&lt;br /&gt;Çünkü ben, ben olmaya çalıştığımda; benim gibi birinin olamayacağına karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sokak sokak ben olmayacak beni arıyorum,&lt;br /&gt;Bu hayatın hayat gibi olması için...&lt;br /&gt;Girdiğim sokaklarda kayboluyorum,&lt;br /&gt;Birilerinin beni bulması için...&lt;br /&gt;Aşka gülüp geçiyorum,&lt;br /&gt;Ben ona güldükçe onun bana kafa tutması için..&lt;br /&gt;Gün geçtikçe ölüyorum,&lt;br /&gt;Yaşamak bu olduğu için!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115028898330780530?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115028898330780530/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115028898330780530' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115028898330780530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115028898330780530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/06/sokak-sokak_115028898330780530.html' title='Sokak sokak'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-115002101820456807</id><published>2006-06-11T02:32:00.000-07:00</published><updated>2006-06-11T03:16:59.216-07:00</updated><title type='text'>İmkansız aşk!</title><content type='html'>"Kolay değildi!"&lt;br /&gt;"Üzülmeni istemedim."&lt;br /&gt;"Görmüyor musun, üzülüyorum. Oysa sen yanımda olsan hayatın hiçbir şartı bu kadar yıkıcı olmazdı!"&lt;br /&gt;"Hayır görmüyorum. Hayatını devam ettiriyorsun işte! Sanki ele avuca sığmaz gibi, hiçbir şeyi umursamaz gibi, hiç aşk acısı yaşamıyor gibi, yaşıyorsun."&lt;br /&gt;"Yıkılırsam, bana dönmen imkansızlaşır. Yıkılırsam, bunun sorumlusu olarak kendini görür, benden daha çok uzaklaşırsın. Yıkılırsam, seninle olabilmenin sorumluluğunu da kaldıramayacağımı düşünürsün. Oysa ben göstermeye çalışıyorum."&lt;br /&gt;"Neyi?"&lt;br /&gt;"Korktuğun gibi, kolay kolay yıkılmayacağımı. Sen yokken de yıkılmam, sen hayatıma girsen de yıkılmam."&lt;br /&gt;"Ben de düşünmüştüm ki, aşkı ve aşk acısını kendine yakıştırmadığın için ya da bana nispet yapmak için rollerden kendine umursamazlığı seçtin."&lt;br /&gt;"Yanlış. Bana aşık olman için uğraşıyorum."&lt;br /&gt;"Sana aşığım."&lt;br /&gt;"Peki, nedir kendi oluşturduğun bu imkansızlığa takılman?"&lt;br /&gt;"Durumumu biliyorsun. Birbirimizi sevmemiz birlikte  olunca mutlu olacağımız anlamına gelmiyor."&lt;br /&gt;"Bana durumundan bahsetme! Unuttun mu? Beni sen seçmedin! Ben seni seçtim. Bile isteye!"&lt;br /&gt;"Ahmet! Lütfen! Benim mahkum, bağımlı bir yaşamım var. Açık havada seninle el ele yürüyebilmek bile imkansız benim için."&lt;br /&gt;"Benim de bağımlı bir yaşamım var. Ben de sana bağımlıyım."&lt;br /&gt;"Sana yakınlaşan, senin de yakınlaştığın o kıza ne oldu?"&lt;br /&gt;"Ne yakınlaşması? Ben seni hiç aldatmadım. Çıkar aklından bunu! Sana ulaşmaya çalışırken sadece yanlış numara çevirmişim."&lt;br /&gt;"Cep telefonundaki mesajları okudum."&lt;br /&gt;"Çocuk musun sen? O kadar cinsiyetsiz kelimelerdi ki onlar. Onları senden saklamaya bile gerek görmedim."&lt;br /&gt;"Seni suçlayan yok. Kendimi senden uzaklaştıran bendim."&lt;br /&gt;"Yapma bunu. Gerek yok."&lt;br /&gt;"Beni korkutuyorsun. Seni gördükçe eksikliklerim beni rahatsız ediyor."&lt;br /&gt;"Oysa ben seni benim eksikliklerimi kapattığın için seviyorum. Eksiklerimin ne kadar çok olduğunu fark ettiğimden de en güzel elbiselerimle gözlerini kamaştırmaya çalışıyorum. Sadece beni sev, bana aşık ol, beni takdir et diye! Korkman için değil, kendimi beğendiğim için hiç değil. Bütün eksiklerimi gözlerinin önüne bir anda sererim. Eğer bu seni mutlu kılacaksa, bütün yanlışlarımı gösteririm."&lt;br /&gt;"Senden böyle bir şey istemiyorum."&lt;br /&gt;"İstemediğini biliyorum ama ihtiyacın var."&lt;br /&gt;"Bu söylediğin çok kırıcı oldu işte!"&lt;br /&gt;"Belki benim de senin eksikliklerine ihtiyacım vardır. Bu hiç aklına gelmiyor mu?"&lt;br /&gt;"Ahmet benim eksikliklerim seni yorar."&lt;br /&gt;"Benimkiler de seni yoruyormuş ya! Ödeşiriz işte:) Hem sen hiç puzzel parçası görmedin mi? Girintileri ve çıkıntıları birbirlerini örttüğü için bir parça haline gelebiliyorlar!"&lt;br /&gt;"Senin benden uzaklaşman için daha ne yapmalıyım. Yeterince canını yakmadım mı sanki?"&lt;br /&gt;"Sen benim canımı hiç yakmadın. Kendini benden sakındığında bile, özlemindi benim canımı yakan, sen değil."&lt;br /&gt;"O özlemi ben yarattım işte. Çünkü yaratmak zorunda kaldım."&lt;br /&gt;"Beni böylesi sevmen çok hoşuma gidiyor."&lt;br /&gt;"Ne olur uzaklaş benden. Ben eksik bir insanım. Benimleyken sen de eksik kalacaksın. Ben asla yürüyemeyeceğim."&lt;br /&gt;"Yürümeni beklemiyorum. Keşke yürüyebilseydin. Keşke bu felci hiç yaşamasaydın. Ama ben seni böyle olduğun gibi kabul ettikten sonra, sana ne oluyor? Hangi hakla beni düşünmeye kalkıp canımı yakıyorsun. Hangi mantıktan yola çıkarak senden uzakta olunca mutlu olacağımı düşünebilirsin. Ya seninleyken daha mutlu oluyorsam? Bunu benden daha iyi bilebilir misin?"&lt;br /&gt;"Ya bu hissettiklerin geçici bir şeyse!"&lt;br /&gt;"O zaman arkasından gelecek olan mutsuzluk da geçici olur. Neden bu kadar korkuyorsun? Neden hislerime güvenmiyorsun. Madem seni sevdiğime güvenmiyorsun, neden beni üzmekten korkuyorsun?"&lt;br /&gt;"Belki de kendi hislerimden korkuyorumdur."&lt;br /&gt;"Bence de."&lt;br /&gt;"Belki sana karşı güçlü şeyler hissedip, sonra senin için "Tamam sevgili" olamamak beni daha çok yaralayacaktır?"&lt;br /&gt;"Ben hayatta hiçbir şeyin imkansız olduğuna inanmazdım. İstediğim her neyse, inatla, azimle, çaba ile günün birinde yapacağıma inanırdım. Oysa sen imkansızsın.&lt;br /&gt;İmkansızlığın, özründen kaynaklanmıyor. Bununla çok kolay başa çıkabilirim. İmkansızlığın, senin bu aşkı imkansız görmenden kaynaklanıyor. İşte bununla başa çıkamam Filiz! Lütfen biraz daha düşün."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-115002101820456807?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/115002101820456807/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=115002101820456807' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115002101820456807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/115002101820456807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/06/imkansz-ak.html' title='İmkansız aşk!'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114993752595591434</id><published>2006-06-10T03:19:00.000-07:00</published><updated>2006-06-30T06:01:48.193-07:00</updated><title type='text'>Peynirci</title><content type='html'>Çok lezzetli peynirleri, usta maharetiyle yapardı, 3-5 kuruşa satardı da kimse takdir etmezdi o peynirlerin bölgenin en güzel peynirleri olduğunu! Sabah-akşam, bol bol, titizlenerek, çok çalışarak, iştah açıcı peynirler yapardı da karşısına bir tane bile iştahlısı çıkmazdı. Açıkça söylemek gerekirse; çok yalnızdı, çok güvensizdi, çok hazsızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece yaşar giderdi, daha çok yaşar giderdi de...&lt;br /&gt;Bir gün, bir fare, bir hayran, bir iştahlı çıkageldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minicik burnunu uzattı peynirlerin olduğu yere; sınıf sınıf! Ağzını şapırdattı; mmmm! Sonra dönüp bir göz attı peynirciye. Belli ki izinsiz uzanmayacaktı, aç olsa bile kimsenin hakkını gasp etmeyecekti.&lt;br /&gt;İşte farenin bu halleri öyle hoşuna gitti ki peynircinin, küçücük bir parçacık uzatıverdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, fare gerçekten çok beğenmişti peynirini. Tadını çıkara çıkara, emeğine saygı göstere göstere yedi ve şükranla baktı.&lt;br /&gt;İkisi için de ne büyük mutluluk!&lt;br /&gt;Böylece başladı karşılıklı dostluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fare düzenli olarak  peynirciyi ziyaret eder, küçük parçalara bile fit olup tekrar yuvasına dönerdi. Her ziyaretinde güzel küçük numaralar yapmayı da ihmal etmezdi ki, peynirci ola ki bıkmasın ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine peynirci bir gün aralarında küçük bir oyun başlattı. Fare için özel bir labirent hazırladı. Küçük, kolay ama eğlenceli bir labirent. Ortasına da ödül olarak lezzetli peynirlerinden koydu.&lt;br /&gt;Fare ilk önce bu oyun karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Nedenini anlayamadı. Sebebini düşündü bulamadı ama madem ki peynirci istiyordu, olsundu. Çok geçmedi, bu küçük oyun farenin de hoşuna gitmeye başladı. Bunu aralarındaki dostluğu derinleştiren ve anlamlaştıran bir şey olarak görüyordu. Peynirciyi daha çok seviyordu. Peynirci onu daha çok seviyordu. Birbirleri ile daha çok vakit geçiriyorlardı. Günleri neşeliydi. Derken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, peynirci labirenti giderek büyütmeye başladı. Farenin zekası ve her seferinde peyniri kolayca bulması onda gizli bir hayranlık bırakıyordu.&lt;br /&gt;"Bakalım şimdi de bulabilecek misin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Labirentte çıkmaz yolları çoğaltsa (?) Araya aynalar koysa (?) Biraz daha uzun ve büyük hale getirse (?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulmalı mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki peynirin kokusunu kesmek için poşetin içine soksa (?) Kokuyu almakta zorlandıkça farenin bulması daha uzuyor, evet.&lt;br /&gt;Uzuyor ama yine bulabiliyor.&lt;br /&gt;Peki peyniri daha küçük yapsa (?) Küçük peyniri bir kutunun içine soksa (?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tamam işte! Küçük fare labirentin içinde açlıktan halsiz düşmüştü en sonunda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ha ha ha! Sen kendini benden daha mı zeki sandın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farenin küçücük kalıp, labirentin devasa boyutlara geldiği bir akşam, peynirci fare ile göz göze geldi. Fare bu oyundan hoşlanmamıştı. Sonuçta peynire ulaşabileceğine dair bütün ümitlerini yitirmişti. Yalvarır gözlerle baktı bir küçücük lokmacık için. Çok zavallı görünüyordu ama... Ama, peynirci ertesi sabaha kadar beklemeyi tercih etti. "Sabah olunca duruma bakarız. Belki o zamana kadar bulursun peyniri. Sen küçük fare! Sen çok dayanıklısın. Sana kolay kolay bir şey olmaz!" dedi. Diyebildi. Gitti. Gidebildi. Uyudu. Uyuyabildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah;&lt;br /&gt;Labirent bomboştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl olurdu? Fare gitmiş olamazdı. Onun peynirlerini bırakmış olamazdı. Hem nasıl?.. Bir anda peyniri sakınmaya çalışırken, kapatmayı hiç aklına getiremediği giriş/çıkış kapısını gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fare oyunu bırakmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peynirci ağladı.&lt;br /&gt;Peynirci çok ağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fareye yaptıklarının vicdan azabından mı, bir daha öyle bir fare bulamayacağını bildiğinden mi, yoksa peynirlerinin yine eskisi gibi değer görmeyeceğini düşündüğünden mi bilinmez; peynirci giden farenin arkasından çok ağladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114993752595591434?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114993752595591434/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114993752595591434' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114993752595591434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114993752595591434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/06/peynirci.html' title='Peynirci'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114967765638701179</id><published>2006-06-07T02:48:00.000-07:00</published><updated>2006-06-07T06:49:35.686-07:00</updated><title type='text'>Adam - Örümcek (1 ve 2)</title><content type='html'>Kamufle olmayı şimdilik boşvermiş bir örümcek. Ağını örmüş, sekiz bacağının bütün usta maharetlerini kullanarak, tam ortasında bekliyor. Sinek avlayan bakkalın köşeceğinde, kendisi bir tane karınca bile avlayamaz duruyor öylece!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sıcak.&lt;br /&gt;Uzaktaki yollardan buharlar çıkıyor gökyüzüne doğru. Yollar da boş hani. Ne gelen var ne giden! Sessiz dükkanda sadece uçuşan sineklerin vızıltısı var. İştah açıcı olmaktan sıkıcılığa doğru hızla ilerleyen vızıltılar. Öyle ya örümcek yemek yemek derdinde değil. Çünkü, insan olmadığına şükretmekle meşgul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yarım saattir bir yandan dükkanın kapısında oturan kadını izliyor bir yandan şükrediyor. Örümcek öyle bir insan olmak istemezdi işte. İnsan olmak demek, düşünceye sahip olmak, duygu yoğunluğu yaşamak, sorumluluk almak demek. Hepsi birbirinden lanetli özellikler. Tanrı, insanoğluna bu laneti yaşatıp bir de üzerlerine günahların nedametini yağdırıyor. Sanki çok kolaymış gibi insan olmak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örümcek biliyor... Tanrı'nın gözönünde bulundurmadığı gerçeği biliyor; insan olmak, karar vermek, düşünmek, acı çekmek, mutlu olmak kolay değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden mi biliyor (?) Çünkü o örümceği bir insanoğlu ısırdı ve artık o da insanlığın özelliklerinden bir kısmına sahip! Hayatın boktan olduğunu fark edecek zekaya, sıkıntıları izleyebilecek gözlere sahip, bir de duyguları var ki, heyhat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık o kadına!&lt;br /&gt;Tamamen insan olmadığı için şükretmesini sağlayan o kadına aşık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONRASI...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmedi, kadın, ağır vücudunun altında ezilen küçük sandalyeden kalkarak, ayaklarını sürüye sürüye içeri girdi. Örümcek nefesini tutmuş onu seyrediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yine her zamanki gibi, yüzünden düşen bin parça, meymenetsiz geçti kasanın arkasına. Örümcek artık onu çok iyi tanıyordu. O her günü bir önceki gibi olan insanlardandı. Ertesi gün için hiçbir planı olmayan, sadece bugünü kurtarmaya bakıp, sonra da geçmişine (bütün hayatına) lanet edenlerdendi. Sabahtan beri bu sıcakta bakkalın kapısında oturma nedeni de, bu özelliklerine ek olarak diğer insanları yargılama, eleştirme merakıydı. Ah nasıl da keyif alırdı, başkalarının eksiklerini bulup çıkarırken kendinin ne olduğunu unutmaktan. Hayatına anlam veren en önemli hobisi ise, boş zamanlarında dedikodu yapmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte örümceğin aşık olmaktan gurur duyduğu kadın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün gün televizyon karşısında "Kimin eli kimin cebinde?", "O cepten ne çıktı?" gibi programları seyrederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine açtı televizyonu. Örümceğin en sevdiği surat ifadesini takındı. Pür dikkat dinlerken bir yandan da izleidğini aşağılar bakışları gözlerine yerleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ah bu haliyle ne kadar çekici!!!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bir kişiye bile aşık olmazken, her gece sevgili değiştiren, bu neredeyse kopacak, rüzgarda uçacak beyinsiz kızların hepsinin orospu olduğunu düşünürdü. Onları aşağıladıkça, kendisi ne kadar da kutsal oluyordu! Öyle ya, o seksten nefret ederdi. Seks hafif kadınların aptal erkekleri elde tutma stratejisinden başka bir şey değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne asalet! İşte benim kadınım"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan kadının her durumda namusunu korumasıydı. Evet, iyi kadın, namusuna sahip çıkan, her durumda kocasını idare eden, eri için saçını süpürge eden, o ne yaparsa yapsın affetmeyi bilen, yemekte maharetli, ev işinde titiz, el işinde çabuk, bol miktarda çocuk büyütebilen biri demekti. Oysa şimdiki kadınlar öyle miydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çivisi çıkmış bu dünyanın, diye söylendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü izlediği programda Ahu, en çok asansörde sevişmekten keyif aldığını açıklamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne kadar iğrenç hayatlar var! Kadın olduğumdan utanıyorum bunları gördükçe!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendine söylenmeye devam etti;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyice zıvanadan çıktılar. Rating için yapmayacakları şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları söylerken, kendi sesinden programı duyamadığını fark etti. Sesi biraz daha açtı. Şimdi bakkalın içi tamamen bu programın içeriği ile dolmuştu. Şişman elleri ile bir gofret alıp açtı. Bir gün bütün fazla kilolarını verip, bu salaklara gerçek güzelliği gösterecekti ama şimdi sırası değildi. Programın en heyecanlı yerinde diyet mi düşünülür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada kadının en nefret ettiği kişi dükkandan içeri girdi. Örümceğin dikkati de bir an bu yeni kişiye kaydı. Kadın cinsinin başka bir örneği. Şık, alımlı, ağır başlı ve kendinden emin duruşu ile bir anda dükkanın havasını değiştirdi. Her yer buram buram Fransız parfümü kokmaya başladı. Yüksek topuklu ayakkabılar, yüzünde sinir bozucu, mutluluk timsali gülümseme, çocuksu bir ses;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir kısa Marlboro Ligth lütfen"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örümceğin kadını, sanki karşısında hiç kimse yokmuş gibi televizyona bakarak elini arkasına uzattı. El yordamı ile istenilen sigarayı kavrayıp, tezgahın üzerine fırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" 4 lira 25 kuruş!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini ne sanıyorsa, bu tavra hiç aldırmayarak, sinir bozucu bir zerafetle parayı uzatıp tezgahtaki sigarayı aldı. Tipik çalışan kadın! Televizyondaki orospular gibi süslenip, dominant havalarını takınıp, hem kendi paralarını kazanıyorlar hem de önlerine gelenle yatmayı kendilerine hak görüyorlar. İşte örümceğin kadını da çalışıyor; hiç bu kadına benziyor mu çok şükür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda çıkıp gitti de dükkandan, dükkan yine her zamanki bunaltıcı havasına döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamana kadar kafasını kaldırıp bakmayan kadın, gideni arkasından tepeden tırnağa süzdü. Onun sokağın karşısına geçişini ve kırıta kırıta yürüyüşünü izledi. Tam karşı kaldırıma geçerken, bir adam kadına yaklaşıp sözlü tacizde bulundu da örümceğin kadını rahatladı. Çünkü, böyle teşhircileri rahat bırakmamak lazımdı. Böylelerine erkekler ne yapsa, ne dese müstahaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şuna bak bir de adama ters cevap verip, azarlıyor. Sen böyle hafifmeşrep durdukça erkek ne yapsın? Tabii ki taciz de edecek, laf da atacak! Giyinme öyle kardeşim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçi rahatlamış bir şekilde televizyonuna geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden örümcek bu kadına aşıktı. İnsan düşüncesine sahip bir örümceğe, ancak örümcek kafalı bir insan yaraşırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örümcek biliyordu, birbirleri için yaratılmışlardı... Mükemmel aşk buydu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114967765638701179?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114967765638701179/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114967765638701179' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114967765638701179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114967765638701179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/06/adam-rmcek-1-ve-2.html' title='Adam - Örümcek (1 ve 2)'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114787317938664977</id><published>2006-05-17T06:30:00.000-07:00</published><updated>2006-05-17T06:52:51.106-07:00</updated><title type='text'>GİYİNMEYİ ÖĞRENMEK GEREK</title><content type='html'>Çırılçıplak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küstahlığımı nezaketim götürdü&lt;br /&gt;Sadece kendime bakakaldım.&lt;br /&gt;Kararsızlık bir an sürdü&lt;br /&gt;Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,&lt;br /&gt;Çırılçıplak&lt;br /&gt;Selamımı tanıdıklar götürdü.&lt;br /&gt;Saygı bekleyince alçaldım.&lt;br /&gt;Kararsızlık bir an sürdü&lt;br /&gt;Kendini beğenmişler ortasında ben kaldım,&lt;br /&gt;Çırılçıplak.&lt;br /&gt;Ağlamayı ölenler götürdü.&lt;br /&gt;kendimi ölmez sanınca ufaldım,&lt;br /&gt;kararsızlık bir an sürdü.&lt;br /&gt;Ölülerle dirilerin arasında bir ben kaldım,&lt;br /&gt;Çırılçıplak.&lt;br /&gt;Sonsuzluğu ufuklar götürdü.&lt;br /&gt;Yarattığım dünyaların içinde daraldım.&lt;br /&gt;Kararsızlık bir an sürdü&lt;br /&gt;Başlangıç ile bitiş ortasında ben kaldım,&lt;br /&gt;Çırılçıplak.&lt;br /&gt;Aydınlığı bulutlar götürdü,&lt;br /&gt;Yıldızlara doğru yol aldım.&lt;br /&gt;Kararsızlık bir an sürdü.&lt;br /&gt;Varanlar ile duranlar arasında ben kaldım,&lt;br /&gt;Çırılçıplak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZDEMİR ASAF&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; Giyinik olmanın ilk adımı, çıplak olduğunu kabul etmektir galiba (?) Sonra neyi giyinmek gerektiğini tespit lazım. Bu tespit zordur her zaman. Gideceğin ortama, bırakmak istediğin intibaya göre değişir.&lt;br /&gt;Uygun olmak lazım.&lt;br /&gt;Göze çarpmamak, kimi zaman "ye kürküm ye" gerçeğini kabul etmek lazım. Sonra ona göre bir kaftan biçilir elbette.&lt;br /&gt;İyi bir terzi bulmak lazım. Bedeni doğru ölçecek, güzellikleri ortaya koyup, kusurları kapatacak bir giysi dikmek için. Fakat elinde doğru kumaş yoksa terzi ne yapsın? Güzel renkten bir kumaş, hem de hint kumaşın varsa ne ala! Giyinmek gerek. Çıplak dolaşmak tekin değildir. Hele de bir bayan için! İğfal ediverirler alimallah! Elimde bir kumaş var şimdi ham maddeden! Bir terziye verip, örtünmek lazım.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114787317938664977?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114787317938664977/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114787317938664977' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114787317938664977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114787317938664977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/giyinmeyi-renmek-gerek.html' title='GİYİNMEYİ ÖĞRENMEK GEREK'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114776552237165209</id><published>2006-05-16T00:19:00.000-07:00</published><updated>2006-05-16T00:45:22.380-07:00</updated><title type='text'>BURASI ARAF</title><content type='html'>Nerdeyim acaba? Gündüz desem gündüz değil, gece desem hiç değil. Vakitlerden ne, gökteki güneş mi, yoksa ay mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dakika, bir dakika bu da nesi?!&lt;br /&gt;Bedenen miyim, ruhen miyim? Yer neresi, gök nereden başlıyor? Bilemiyorum derken bilir gibi oldum. Korkuyorum derken, bir cesaret geldi. Ağlamak için gözyaşlarımı akıtacaktım ki, dudaklarımdan kahkaha koptu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HADİ KOŞUP KAÇ!&lt;br /&gt;Hoopppp, içindeyim.&lt;br /&gt;PEKİ MADEM ÖYLE BEN DE KENDİMİ TESLİM EDEYİM!&lt;br /&gt;AA a! Dışındayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şikayet edeyim dedim övüldüğünü sandı? Hay Alah, çabalarken atalete mi düşmüşüm? Sağa bakayım dedim, bu karşımdaki sol değil mi!!! Ben onu siyah sanıyordum, bak beyazmış.. Yok Yok! Siyah... Amaaannnn neyse ne[]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zincirlerle bağlıyım köklerim var! Heyhat, hani nerdeler?&lt;br /&gt;Şaşkın mıyım?&lt;br /&gt;Yooo! Çok normal geliyor.&lt;br /&gt;Normal ne?&lt;br /&gt;Bilmem, ya da çok iyi bilirim (?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir küçük çocuğum, bilemedin ihtiyar!&lt;br /&gt;Ayrıca alimim, bilemedin cahil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neysem neyim işte! Ben oturup düşünüyor muyum sen kimsin diye? Evet, düşünüyorum:)&lt;br /&gt;Ben bulamıyorsam, sen de bulamayacaksın. Ama bulduğum zaman sana da haber veririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet panikte gibi görünüyorum, oysa sakinim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafan mı karıştı? Hayır! Bunlar senin de bildiğin şeyler.&lt;br /&gt;Sadece bildiğini bilmiyor olabilirsin!&lt;br /&gt;Ya da bildiğini bildiğime şaşırabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediğini yap..&lt;br /&gt;Ne yaparsan yap, bir gün boşluğa gidecek nasıl olsa.&lt;br /&gt;Sen ne yaparsan yap, kim ne görüyorsa onu yapmış olacaksın. Ki, bu kişiden kişiye değişecek! Sen bile kim olduğunu şaşıracaksın! İşte o zaman anlayacaksın; ne yaparsan yap, Araf'tan kurtulamayacaksın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güle güle. İçeri girerken ayaklarını silmeyi unutabilirsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114776552237165209?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114776552237165209/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114776552237165209' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114776552237165209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114776552237165209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/burasi-araf.html' title='BURASI ARAF'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114770666923638486</id><published>2006-05-15T08:22:00.000-07:00</published><updated>2006-06-06T07:31:12.956-07:00</updated><title type='text'>kız çocuğu</title><content type='html'>Ne kirli arkadaşlar edinebiliyorum&lt;br /&gt;İçimdeki güzel kız yüzünden&lt;br /&gt;Ne güzellere yanaşabiliyorum&lt;br /&gt;Üstümdeki kirden&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114770666923638486?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114770666923638486/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114770666923638486' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114770666923638486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114770666923638486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/kz-ocuu.html' title='kız çocuğu'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114762550597241325</id><published>2006-05-14T09:28:00.000-07:00</published><updated>2006-05-14T09:51:46.010-07:00</updated><title type='text'>Sırılsıklam</title><content type='html'>Güneş kavurur sırılsıklam,&lt;br /&gt;Yağmur yağar yine sırılsıklam!&lt;br /&gt;Gözyaşları kuru mu sanki?..&lt;br /&gt;Ağlasak sırılsıklam,&lt;br /&gt;Sevişsek sırılsıklam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islak ıslak yaşıyoruz&lt;br /&gt;Bir de aşıksak sırılsıklam...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114762550597241325?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114762550597241325/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114762550597241325' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114762550597241325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114762550597241325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/srlsklam.html' title='Sırılsıklam'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114753280558841765</id><published>2006-05-13T08:03:00.000-07:00</published><updated>2006-05-13T08:06:45.596-07:00</updated><title type='text'>MURATHAN MUNGAN VE KIRILGAN</title><content type='html'>Kırılgan bir çocuğum ben &lt;br /&gt;Yüreğim cam kırığı &lt;br /&gt;Bütün duygulardan önce &lt;br /&gt;Öğrendim ayrılığı &lt;br /&gt;Saldırgan diyorlar bana &lt;br /&gt;Oysa kırılganım ben &lt;br /&gt;Gözyaşlarım mücevher &lt;br /&gt;Saklıyorum herkesten &lt;br /&gt;Ürküyorlar gözümdeki ateşten &lt;br /&gt;Ürküyorlar dilimdeki zehirden &lt;br /&gt;Ürküyorlar o dur durak bilmeyen &lt;br /&gt;gözükara cesaretimden &lt;br /&gt;Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, &lt;br /&gt;Bir yanı çılgın dağ doruğu. &lt;br /&gt;Oysa böyle yapmasam ben &lt;br /&gt;Nasıl korurum içimdeki çocuğu? &lt;br /&gt;Bir yanım çılgın nar ağacı &lt;br /&gt;Bir yanım buz sarayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Evet, Murathan Mungan şiilerine bayılıyorum.&lt;br /&gt;Ama nasıl sevmem ki ey sevgili günlük! O bu kadar anlatabiliyorken beni benden daha iyi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114753280558841765?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114753280558841765/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114753280558841765' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114753280558841765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114753280558841765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/murathan-mungan-ve-kirilgan.html' title='MURATHAN MUNGAN VE KIRILGAN'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114751976569321794</id><published>2006-05-13T04:00:00.000-07:00</published><updated>2006-05-13T04:32:43.683-07:00</updated><title type='text'>GOLDAMOUR</title><content type='html'>Ankara'da bindiğim bir atım vardı; GOLDAMOUR!&lt;br /&gt;Safkan bir İngiliz atı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk binicilik dersi alacağım gün;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rıza bey, buranın en güzel atı hangisi? En asil olanı, en hızlısını istiyorum."&lt;br /&gt;"Siz Casper'a binin Hatice hanım. Uysal bir attır ve burada binicilik öğrenenler ilk derslere onunla başlarlar."&lt;br /&gt;"Bu at biraz yaşlı gibi? Çiftliğinizdeki en güzel atın bu olduğuna emin misiniz?"&lt;br /&gt;"Hayır, en güzel at bu değil tabii ki! Fakat, öğrenmek için en uygunu bu:))"&lt;br /&gt;"Şuradaki at! Muhteşem bir şey!"&lt;br /&gt;"Atlardan anlıyor musunuz?"&lt;br /&gt;"Aradaki farkı görebilecek kadar! Bu daha genç ve daha güçlü duruyor! Adı ne?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Goldamour."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok güzel!"&lt;br /&gt;"Casper çok uysal ve ..."&lt;br /&gt;"Hayır ben Goldamour'a bineceğim."&lt;br /&gt;"!?"&lt;br /&gt;"Burada böyle bir at varken diğerlerine binemem!"&lt;br /&gt;"Hatice hanım, evet o buranın en güzel atıdır faka.."&lt;br /&gt;"Evet, belli oluyor. Onunla öğrenicem"&lt;br /&gt;"Fakat, ona binmek CESARET ister.."&lt;br /&gt;"Bende var!"&lt;br /&gt;"Hatice hanım, demek istediğim, hiç uysal bir at değildir. Usta biniciler bile bu atı tercih etmezler:)) Fakat Casper..."&lt;br /&gt;"Bu atı hazırlayın!"&lt;br /&gt;"(Ah şu kadınlar laftan anlamıyorlar) Size Casper'ı hazırlayalım. Yoksa ilk günden bu attan düşer, sonra da bir daha ata binmeye korkarsınız. Hem huysuz, hem inatçı hem de başına buyuruk bir attır!"&lt;br /&gt;"Yazık! Keşke uysal olsaydı"&lt;br /&gt;"(Hah en sonunda) Evet, çocuklar Casper'ı hazırlayın."&lt;br /&gt;"Hayır!"&lt;br /&gt;"?!!!?"&lt;br /&gt;"Goldamuor'u hazırlayın!"&lt;br /&gt;"(Çattık! Bu kadın manyak!) Hatice hanım! Sizin bu ata binmenize izin veremem! Sizin için çok tehlikeli!"&lt;br /&gt;"Bu atı hazırlamazsanız, asla başka bir ata binmeyeceğim."&lt;br /&gt;"Siz bilirsiniz!!!"&lt;br /&gt;"ooFFFF, söylediğiniz her lafı kelimesi kelimesine anladım. Asi ve tehlikeli bir at ve ben de acemiyim..."&lt;br /&gt;"Peki niye ısrar ediyorsunuz!!! Diğer atlarda acemliğinizi atlattıktan sonra, bu ata da binebilirsiniz. Sanki sizden atı mı esirgiyoruz! Ama şimdi böyle bir sorumluluğu alamam!"&lt;br /&gt;"25 yaşındayım ve 7 yıldır kendi sorumluluğumu kendim alırım. Düşersem de düşerim!"&lt;br /&gt;"Hayır, böyle bir şeye izin veremem!"&lt;br /&gt;"Diğer attan düşmeyeceğimin garantisi var mı?"&lt;br /&gt;"Aradaki risk farkı çok büyük!"&lt;br /&gt;"Goldamour'u hazırlayın dedim!"&lt;br /&gt;"(Salak! Benden günah gitti! Sen hak ettin! Eğer düşersen, karşına geçip güleceğim. Sabah sabah bütün sinirlerimi ayağa kaldırdın. Madem kaşınıyorsun! Başına dert arıyorsun, kıçını başını kır da gör!)Hanımefendiye GOLDAMOUR'u hazırlayın!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O ATTAN TAM 8 KEZ DÜŞTÜM. Her düştüğümde de canım çok yandı. Kimi zaman acıdan ağladım. Fakat şimdi ona binebilen üç kişiden biri ve tek bayan benim. Benimle yarışmaya kalkanlara da nal toplatmaya bayılıyorum.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114751976569321794?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114751976569321794/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114751976569321794' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114751976569321794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114751976569321794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/goldamour.html' title='GOLDAMOUR'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114726049839531941</id><published>2006-05-10T04:13:00.000-07:00</published><updated>2006-05-10T07:48:33.770-07:00</updated><title type='text'>Babamdan mesaj var!</title><content type='html'>Sevgili inatçı kızım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdin ne? Bunu kendine neden yapıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amacın para ise, gel ben sana vereyim.&lt;br /&gt;Amacın çalışmaksa, gel yanıma sana iş bulayım.&lt;br /&gt;Amacın kariyerse, dön Ankara'ya sana destek olabileyim.&lt;br /&gt;Burada iş mi yok? Diğer meslekler, seni tatmin etmiyor mu? Başka iş yapamayacağından mı korkuyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah kızım! Ben sana korkusuz olmayı öğretemedim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sana hayallerinin peşinden git derken, kurduğun hayalleri ulaşabileceklerinden seç demeyi mi unuttum?&lt;br /&gt;Ben sana idealist ol dediğimde, ideallerinin uğruna kendini harcamayı mı anladın sen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vah yavrum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi söylediğimi yanlış anladın da, kaderine karşı savaş açtın?&lt;br /&gt;Sınırları zorlamayı sana öğretirken, kendi sınırlarını sana gösteremedim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapma Hatçem!&lt;br /&gt;Yapma güzel kızım!&lt;br /&gt;Gel dön evine! Bak, görmüyor musun? Kendi kendine eziyet ediyorsun. Bırak şu seni yerden yere vuran mesleği! Başka işler mi yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi dön evine. Yeter kendine bu yaptığın, bu yaptırdıkların!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararlı olmanı sana ben öğrettim evet, ama doğru karar verebilmeyi de bir zahmet sen öğrenseydin ya çocuğum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dön yuvana!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114726049839531941?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114726049839531941/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114726049839531941' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114726049839531941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114726049839531941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/babamdan-mesaj-var.html' title='Babamdan mesaj var!'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114682398362483272</id><published>2006-05-05T02:58:00.000-07:00</published><updated>2006-05-10T03:42:37.616-07:00</updated><title type='text'>sokak lambaları</title><content type='html'>Gündüz, güneş varken kaçımız fark ediyor ki onları?&lt;br /&gt;Geceleri bile kaçımız onların kıymetini biliyor?&lt;br /&gt;Sırf arabasını park etmekte zorlandığı için sokak lambalarına kızanları küçümseyerek söylüyorum;&lt;br /&gt;bence bir insanın bulunduğu caddede ne kadar çok sokak lambası varsa, o, o kadar şanslıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de geçen gün fark ettim (hep sabahları koyulurmuşum yollara meğerse) çok güzel sokak lambalarım varmış:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114682398362483272?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114682398362483272/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114682398362483272' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114682398362483272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114682398362483272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/sokak-lambalar.html' title='sokak lambaları'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114673538626127848</id><published>2006-05-04T02:15:00.000-07:00</published><updated>2006-05-10T07:53:29.446-07:00</updated><title type='text'>öğrenmek</title><content type='html'>Güzel şey şu öğrenmek! Her gün biraz daha ilerlediğini bilmek. Öğrenmeden geçen her gün yaşlanmaktan başka nedir ki? Ölüme doğru yürümekten başka ne yapar yerinde sayan birisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki öğrenebilmenin sınırı var mıdır? Bilinebilen her şey, herkes tarafından algılanabilir mi? Lisede Matematik bölümünde okurken, Türkçe'yi uzak bulmamın sebebi neydi? Neden ben Matematik ve Fen'de iyiyim, Türkçe'yi öğrenemem diye düşündüm? Bu aptallık mı, cehalet mi, yanlış yönlendirilme mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki dil bilen iki insan oluyorsa, hem Tarih hem Edebiyat hem Matematik hem Felsefe bilebilenler ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ne kadar çok örnek var, hepsi olabilen.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenmek acaba çekinilecek bir şey mi? Kişi olduğunu sandığından daha büyük olmanın sorumluluğundan korkuyor olabilir mi? Nedir insanları öğrenmekten alıkoyan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenmek bilmektir demiyorum asla!.. Bazen öğrendiğimiz şey, gerçek bilgi olmayabilir; o ayrı! Kendilerini çok "bilen" sananlara da ayrı kelimelerim var; asabi asabi! Ama nedir öğrenmeye karşı olan bu atalet?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar bazı şeyleri öğrenmeyi atlamak ne büyük israftır böyle!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114673538626127848?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114673538626127848/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114673538626127848' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114673538626127848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114673538626127848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/renmek.html' title='öğrenmek'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114666953146003533</id><published>2006-05-03T08:17:00.000-07:00</published><updated>2006-05-03T08:18:51.466-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/murathanmungan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/320/murathanmungan.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;""&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114666953146003533?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114666953146003533/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114666953146003533' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114666953146003533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114666953146003533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/blog-post.html' title=''/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114665453314593752</id><published>2006-05-03T03:47:00.003-07:00</published><updated>2006-05-03T04:08:53.153-07:00</updated><title type='text'>Bir küçük kedi hikayesi</title><content type='html'>Sapsarı! Küçük ve kuyruksuz bir aslan gibi:)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. Öylesine bir yerdeydim ki, bana tamamen yabancı, beni tamamen bilmez, benim öğrenmek için can attığım... Çekingen, korkak, ne yapacağını bilemez, kendine uymaz, kendini uyduramaz bir ruh hali içinde bir yandan da beklerken bir eli; elimi tutacak saçımı okşayacak, bana ait olduğumu hissettirecek... Onu gördüm.&lt;br /&gt;Bir ele muhtaç; onu kucağına alacak, tüylerini okşayacak, hadi gel senin yerin burası diyecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzattım elimi, gelmedi kaçtı.&lt;br /&gt;Belli ki kesik kuyruğunun büyük bir acısı vardı. Üzüldüm haline. Üstü başı kir pas içinde; sanki canının 8'i gitmiş, sonuncusu ile ayakta duruyor.. Küçücük, birkaç haftalık bir kedi yavrusu. Korkak, çekingen, güvensiz ve aç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman, git zaman alıştı bana:))) Alıştırdım onu kendime. Korktuğu elimi yavaş yavaş gezdirdim tüylerinde; sevdi elimi. Ben de onu sevdim. En çok da bir zamanların iflah olmaz gibi duran korkağının üzerime atlayarak kendini sevdirmeye çalışmasını sevdim. Artık kovsam bile gitmez, sevgi arsızı yılışığın teki:))) Yeniden güvenebilmeyi bilen, bir yılışık hem de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanla büyüdü tabii... Tüylerindeki pislikler koyboldu. Semirdi:))) Şirinleşti:))) Halinden memnun, mutlu bir kedi oluverdi. Onu her gördüğümde, "İyi ki kuyruğun kopmuş küçük kedi" diyorum. "Yoksa ben seni kendime nasıl alıştıracaktım? Benden korkup kaçmasan ben seni nasıl kovalayacaktım?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, kuyruğu hala kopuk ve hiçbir zaman yerine gelmeyecek. Bunun için gerçekten ayrı üzülüyorum. Belki kuyruğu kopuk olmasaydı da sevecektim onu (?) Ama.. Ama, şimdi başka bir şey var aramızda!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114665453314593752?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114665453314593752/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114665453314593752' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114665453314593752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114665453314593752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/05/bir-kk-kedi-hikayesi_114665453314593752.html' title='Bir küçük kedi hikayesi'/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114605888756134859</id><published>2006-04-26T06:34:00.002-07:00</published><updated>2006-04-26T06:41:27.570-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Korkuyorum sizden, çok cahilsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale sandığınız göğsümün yıkılabileceğini,&lt;br /&gt;Çökmez sandığınız omuzumun düşebileceğini,&lt;br /&gt;Arsız kahkahalarımın hıçkırığa dönüşebileceğini,&lt;br /&gt;Bilmiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirim, ezip geçmeye&lt;br /&gt;Basıp söndürmeye yaratılmış sanırsınız&lt;br /&gt;Sadece kaçmak için kullandığım bacaklarımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küstahça küçümsemeye&lt;br /&gt;Bakıp alay etmeye çalışır sanırsınız&lt;br /&gt;Sadece görmek için diktiğim gözlerimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, çok korkuyorum sizden..&lt;br /&gt;Zırh giyinmiş bir savaşçıya saldırıp,&lt;br /&gt;Çırılçıplak bir kız çocuğunu öldürebileceğinizi&lt;br /&gt;Bilmiyorsunuz, çok cahilsiniz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114605888756134859?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114605888756134859/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114605888756134859' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114605888756134859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114605888756134859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/04/korkuyorum-sizden-ok-cahil_114605888756134859.html' title=''/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114605394039455164</id><published>2006-04-26T05:15:00.000-07:00</published><updated>2006-04-26T05:19:00.400-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çok yağmurlar bilirim,&lt;br /&gt;Defalarca ıslandım.&lt;br /&gt;Çok aşklar bilirim,&lt;br /&gt;Hepsinin acısını tattım.&lt;br /&gt;Aşıklar, özlemler, vuslatlar...&lt;br /&gt;Hepsi birbirinin aynıydı&lt;br /&gt;Giden gelene, gelen gidene benzedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sen farklıydın sevgilim;&lt;br /&gt;Aşkın da özlemin de vuslatın da farklıydı,&lt;br /&gt;Ardından bıraktığın acın da farklı oldu..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114605394039455164?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114605394039455164/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114605394039455164' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114605394039455164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114605394039455164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/04/ok-yamurlar-bilirim-defalarca-slandm.html' title=''/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114594537248067093</id><published>2006-04-24T23:02:00.000-07:00</published><updated>2006-04-26T01:47:03.136-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Öylesine hızlıydı ki giden tren&lt;br /&gt;Daha sevinemeden geldiğine...&lt;br /&gt;Bir vagonunda aşkım,&lt;br /&gt;Bir vagonunda gençliğim,&lt;br /&gt;Bir vagonunda ümitlerim..&lt;br /&gt;Peşpeşe, aniden, hiç düşünmeden&lt;br /&gt;Gelip geçiverdi önümden,&lt;br /&gt;Arsız dumanını yüzüme savurarak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense raysız istasyonda tek başıma,&lt;br /&gt;Bakakaldım ardından&lt;br /&gt;Elimde bir sonraki trenin biletiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114594537248067093?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114594537248067093/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114594537248067093' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114594537248067093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114594537248067093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/04/ylesine-hzlyd-ki-giden-tren-daha.html' title=''/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26489613.post-114578052578038807</id><published>2006-04-23T01:19:00.000-07:00</published><updated>2006-04-23T01:22:06.123-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Tıpkı sen gibi&lt;br /&gt;Bu hayal&lt;br /&gt;Bu siluet&lt;br /&gt;Bu izdüşümü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey sen gibi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey sen değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir hayal anı&lt;br /&gt;Hiçbir ümit gelecek değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesine&lt;br /&gt;Gaipten&lt;br /&gt;Sızıverdi yüreğime,&lt;br /&gt;Bilirsin aşk işte...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26489613-114578052578038807?l=haticeuzgul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/feeds/114578052578038807/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26489613&amp;postID=114578052578038807' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114578052578038807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26489613/posts/default/114578052578038807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://haticeuzgul.blogspot.com/2006/04/tpk-sen-gibi-bu-hayal-bu-siluet-bu.html' title=''/><author><name>Hatice Üzgül</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00585467816210029598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/3718/2497/1600/hatice.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
